ÇOK SATANLARDA EDEBİYAT IN - KOMPLO OUT

Geçtiğimiz sene olduğu gibi, bu sene de iki kitap fuarı arasında “çok satan” kitapları değerlendirdiğim çok satanlar listeleri, iki fuar arasındaki kitap satışlarını gösterdiği kadar geride bıraktığımız sene, Türk okurlarının hangi türe ve yazara ilgi gösterdiğini ortaya koyuyor. Önceki senelerde, kişisel gelişim kitaplarının, mistik Doğu’yla harmanlamış Batılı yazarların hakimiyet kurduğu listeler görmüştük. Geçen seneki listeyi ise büyük ölçüde gündeme ilişkin kitaplar forse etmişti. Hattâ listenin ilk sıralarını edebiyat dışı kitaplar ele geçirmiş, birçoğu kendi gündemini yaratmıştı.
Bu seneki liste, geçen seneye oranla edebiyatın galip geldiği bir liste olmuş dersek, çok da yanlış olmaz. Dahası bir önceki senelerde, satışı yarım milyonu zorlayan ilk üç kitapla, listenin kalanı arasında oluşan derin uçurum bu sene kapanmış görünüyor. Geçen seneden kalma bir alışkanlık olsa gerek, bu sene de liste başındaki kitap kendi gündemini oluşturdu. Peki diğerleri? İki fuar arasında Türkiye en çok neleri okudu? Çeşitli listelerde yer alan, en çok satan kitapların satış rakamlarını sordum, ortaya çıkan listeyi değerlendirelim şimdi…

—OYNAKBEYi—

  • Prodüksyonun zaferi mi?

Belki geçtiğimiz sene ilk on listesinde adı yoktu ama, biraz genişletilecek bir listede karşımıza çıkan ilk isim muhakkak Elif Şafak olurdu. Bir sonraki kitabında, ‘çok satmak’ üzerine yazsa, onun satış rakamlarını kıskanan isimlere büyük bir iyiliği dokunmuş olacak, diye düşünüyorum. İskender romanı, daha çıktığı gün konuşulmaya başlandı. Üstelik konusuyla, öyküsüyle değil kapağıyla oturdu gündeme! Kapağında, romanının kahramanı İskender kılığına girmiş Elif Şafak, bütün bakışların kendine dönmesini sağlamıştı sanki. Hemen ardından yayınladıkları, çekimlerin kamera arkası görüntüleri, hazırlanan internet sitesi, bir giyim markasıyla ortaklaşa yürüttükleri kampanyalar derken, insanlar daha okumadan İskender hakkında yorum yapmaya başlamışlardı bile. Okuyanlardan birkaçı da, ‘intihal’ ihtimalinden söz edince, İskender yeni tartışmaların odağındaydı…
Baba ve Piç’teki gibi toplumsal konuları, yolları kesişen kahramanları üzerinden anlattığı romanı, alışılmış Elif Şafak anlatımı kadar, beğenilen kurgusu ile de aslında çok satabileceğini göstermişti. İskender ile Şafak son yıllarda mutlaka yer aldığı listede bu kez 1 numarada! 235.000’lik satışı ister prodüksiyonun, ister profesyonel reklam taktiğinin zaferi olsun; her açıdan edebiyat ve Elif Şafak kazanmış görünüyor!

  • Kendisini yazdı, yine sattı!

Bir Tatlı Huzur, Sevdalinka, Köprü, Füreya, Adı: Aylin, Türkan, Veda, Umut… Bu liste daha da uzar, şayet sözkonusu Ayşe Kulin’in çok satan kitaplarıysa. Bu listedeki kitapların bir diğer özelliği de aslında birer biyografik roman olmaları. Ayşe Kulin, türün tartışmasız en beğenilen yazarlarından biri olarak yaptığı araştırmalar ve etkileyici kurgusuyla, bizlere hem alanında önemli insanların hayatlarını, hem de yaşadıkları dönemin atmosferini adeta ezberletmiştir. Kendisiyle yapılan birçok söyleşide dile getirdiği gibi, insanlar bir şekilde kendisine ulaşıp, biyografisini yazdırmak istediklerini bile söylemişler… Çok satan listelerinde sıkça görmeye alıştığımız Ayşe Kulin, bu kez biyografik bir romanla değil, otobiyografik bir anı kitabıyla okurlarıyla buluştu.

Hayat ve Hüzün adını taşıyan iki ciltlik anılar kitabında Kulin, hayatının 40 yılını; 1941-1983 arasında yaşadıklarını anlatıyor. Babasının hayatta olduğu 1941-1964 yıllarının ilk cilde toplandığı anılar, ikinci ciltte babasının vefatından sonrasını anlatıyor. Artık kendi okurunu oluşturmuş yazarlardan olan Ayşe Kulin, 229.000’lik satışıyla hem çok satanlar listesine hem de türe damgasını vuruyor…

  • Padişahları, dizilerden önce yazdı!

2000’li yıllarda Divan edebiyatını sevdiren adam, olarak anılan İskender Pala, akademik birikimiyle yazarlığını bir araya getirerek, Osmanlı dönemine ‘aşk’ merkezli bakan yazarlarımızdan. Her romanında ayrı bir padişahı, çevresini, yaşadıklarını ve dönemini anlatan Pala, meşhur televizyon dizisi Osmanlı sultan ve cariyelerini gündeme taşımadan önce kalama alan bir isim. Hazırladığı divan edebiyatı kitaplarıyla bile çok satanlar listesine girebilecek kadar satış yapan Pala’nın romanlarında bunu başarmasına şaşırmak saflık olurdu. Pala, Şah ve Sultan isimli romanında, Yavuz Sultan Selim ve Şah İsmail’i, onların içinde bulundukları dönemi ve elbette tüm bunların ortasında cereyan eden bir aşkı anlatıyor. İki büyük Türk hakanının birbirleriyle giriştikleri mücadeleyi de anlatan Pala, bu kitabında Alevîlerden tepki görmüş olsa da 220.000 adetlik satışıyla, ‘roman gerçeği’nin kazandığını ispatlıyor. Fuar’dan kısa süre önce Od isimli romanını yayınlayan ve Yunus Emre’nin hayatını ve dönemini anlatan Pala, kısa sürede aldığı sipariş sayısıyla, çok satanlarda müdavim olduğunu da ispatlıyor…

  • Milletçe s*ktir ettik!

John C. Parkin’in kitabının yüksek satışı için, yayıncılık başarısı mı demek daha doğru olur, yoksa daha ismiyle, milletimizin can damarını yakalamış mı desek daha doğru olur? Karar vermek güç. Ferrari satanlar mı dersiniz, büyük sırları çözmeye çalışanlar mı dersiniz, gücün kendi içimizde olduğunu buyuranlar mı istersiniz… Her yıl bir veya birkaç kişisel gelişim kitabı, çok ses getirir! Ama hiçbirisi bu kadar samimi davranmamıştı belki de. Yemin ederken bile ‘anam avradım olsun,’ diyebilecek kadar küfre yatkın bir millet olarak, S*ktir Et, ismini taşıyan bir kitaba sempati duymamız gayet olağandır aslında. Bir dostunuzu teselli ederken, boş ver dediğiniz kadar, kitabın ismini de kullanırsınız, farkında olmadan. Ayrılık acısı yaşayan yahut sınavda başarısız olmuş dostlarınıza bu ifadeyle başlayan teselli cümleleri kurarsınız. İlginçtir işe de yarar. Parkin, bu komik ve bir o kadar ilham verici kitabında,  S*ktir Et demenin; boş verme, vazgeçme ve bir şeylerin o kadar da önemli olmadığını fark ederek gerçek özgürlüğü bulma yollarını açıklıyor. Kendi ifadesiyle, “S*ktir Et; şarkı okumak, meditasyon yapmak, sandalet giymek ya da tütün yemek gibi eylemler gerektirmeyen ruhani bir yol,” olarak açıkladığı felsefesi yine Doğu mistisizmiyle Batılı anlayışı bir araya getiren kitaplardan. Korsan tezgâhlarında bile yüzbinlerce kopya satıldığını gördüğümüz kitap 200.000 satarak, milletç s*ktir ettiğimizi gösteriyor.

  • Patentli bir başarı uzmanı

Çok satan kitaplarına başlamadan önce, Mümin Sekman’ı tanımak gerek. Tabi hâlâ tanımayan kaldıysa! Kendi internet sitesinde; “Başarı düşünürü, konuşuru, yazarı!” olarak adlandırıyor kendisini. Türkiye’nin ilk ‘kişisel gelişim uzmanı’ kartvizitine sahip insanı. İşte, evde, sosyal hayatta başarıya ulaşmak isteyen herkes ona müracaat ediyor. Gerek konferanslarına katılıyorlar gerekse kitaplarını okuyorlar. Rakamlarla hayatını anlattığında konumuzla alakalı üç maddeyi alıntılamak gerek; “kitaplarının baskı toplam sayısı 1.500 bin’i geçti; Limit Sizsiniz kitabı 2 yılda 250 bin adet baskı yaptı; Her Şey Seninle Başlar ise 6 yılda 800.000 baskıyla Türkiye rekoru kırdı.” Durum gösteriyor ki fazla söze gerek yok. Listede 5’inci sırada yer alsa da, Her Şey Seninle Başlar, iki fuar arasında 185.000 adet satışıyla, Mümin Sekman’ın kitap satışındaki başarısını ispatlıyor aslında. Her Şey Beyinde Başlar adlı diğer bir kitabıyla da Sekman’ın listede olduğunu belirtmek gerek.

  • En çok o ‘forward’ ediliyordu, en çok da o sattı

Bir kitap yazsa, çok satacağı garanti olan gazete yazarı kimdir? diye bir anket sorusu sorulsa, Türk okurları taraflı tarafsız, seven sevmeyen ilk önce Yılmaz Özdil adını verecektir. Haddime olmasa da karakteristik bir üslubu olan köşe yazarlarının azaldığı bir dönemde olduğumuzu belirtmem gerek. Hâl böyle olunca, iyi üsluba sahip yazarlar da aradan kolaylıkla sıyrılıveriyorlar ve kendi okurlarını oluşturuyorlar. Tıpkı Özdil gibi. İlk zamanlarda, birçok alanda ‘basit’ görülüp yer yer eleştirilse de tüm Türkiye onu okuyor! İtiraf edin; günlük e-postalarda onun yazısının forward edildiği e-postaların çokluğundan size de gına gelmedi mi? Yahut Facebook’ta herkes altına yorumlar yaparak en çok onun yazılarını paylaşmadı mı? Hele gündemde tam onun kalemine lâyık bir aksaklık varsa değmeyin keyfine… Kaleminden akan mürekkepler, hem nalına hem mıhına çalışırken, Özdil’in fanatik takipçileri yazısını geceden paylaşmaya başlarlar. Yılmaz Özdil, belki de hiç reklâm yapılmadan, ama beklenenin gerçekleşmesi olarak “İsim, Şehir, Hayvan” adlı kitabıyla 155.000 satış yaparak kimseyi yanıltmadı. Demek ki forward sayısıyla, satış sayısı doğru orantılıymış!

  • Nerede dediğimiz, o eski aşkı yazdı

Leylâ’nın Evi isimli romanından 5 yıl sonra yayımlandı Serenad. Arada ‘Sevdalım Hayat’ isimli anılar kitabını yayınlamış olsa da, okurları Livaneli’nin yeni romanını daha çok beklemişler gibi görünüyor. Üzerinde 3 yıl çalıştığını söylediği Serenad’ın satışı, belki de Livaneli’nin emeğinin karşılığı. 150.000’lik satışıyla listedeki üçüncü Doğan Kitap yayını olarak da yayınevinin, çok satanlar konusunda ne kadar sağlam adımlar attığını ispatlıyor adeta. Kısaca özetlemek gerekirse, 36 yaşında genç bir kadın ile bir üniversitenin davetlisi olarak Türkiye’ye gelen Alman asıllı Amerikalı profesor arasında geçenleri anlatıyor Serenad. Ama nasıl? 60 yıllık aşkının izini sürmek için profesörün İstanbul’a gelmesi, hem kendi hem de genç kadının aile sırlarını ortaya çıkarmakla kalmıyor, 2. Dünya Savaşı’ndaki Yahudi soykırımı, Ermeni ve Kürt sorununun yanı sıra Struma ve Mavi Alay facialarında hayatını kaybedenlerin hikayelerini de gözler önüne seriyor. İyice içi boşaltılmış gibi göründüğü için zaman zaman, “nerede o eski aşklar” deriz ya; işte Livaneli o eski aşkları anlatıyor Serenad’da. Belki de satışındaki en önemli etken, o eski aşkı anlatmasıdır…

  • İstanbul’un polisiyesi ondan sorulur

Türkiye’de polisiye denince, Ahmet Ümit’i ilk sırada saymayanın kafası karışmış demektir. Elbette ilk polisiye yazarımız değil, ama türün en çok satan yazarlarından olmasının yanında, yeni birçok polisiye yazarına da kulvar açtığı için edebiyat tarihinde ona özel bölüm ayrılacak gibi geliyor bana. Her kitabı çok satanlardan ve listelerin gedikli isimlerinden Ahmet Ümit. İstanbul Hatırası da tereddütsüz yazarın en iyi kitaplarından. Bisanz’tan İstanbul’a uzanan, tarihle polisiye kurgunun iç içe işlendiği, gerilimin baştan sona kadar kıvamında tutulduğu bir romandı İstanbul Hatırası. İç içe geçmiş öyküsu, zengin kadrosuyla ve birbiriyle kesişen yollarıyla adetâ İstanbul’u anlatıyordu Ahmet Ümit. Her romanında olduğu gibi, bütün gizemli cinayetlerin, entrikaların mekânı İstanbul, bu kez ‘yedi tepeli bir kahraman’ olarak arz-ı endam ediyordu Ümit’in romanında. Tam İstanbul’un, 2010 Avrupa Kültür Başkenti seçilmesinin ertesinde yayınlanan kitap, haklı olarak listede yer alırken, kardeş yayınevleriyle beraber aynı kurumun dördüncü kitabı! Everest-Alfa-Kapı yayınları dört kitapla listenin hakimi. Tabi bunda yazarlarının etkisi büyük.

  • Listenin sürpriz ismi

Bu seneki listenin en dikkat çeken tarafı, yerli edebiyatın ağırlıkta olması kadar, tanıdık yazarlar tarafından oluşturulmasıydı. Her kitabıyla listelere giren yazarlar, John c. Parkin’den sonra Prof. Canan Efendigil Karatay’a yer açmak zorunda kaldılar. Prof. Karatay, sessiz sedasız ilerleyen ama 90.000’i bulan satışıyla en büyük sürprizi yapan isim. Yayınlanan her yeni albümü için onlarca kilo verip, toplamda yüzlerce kilo veren sanatçıların; iki dirhem bir çekirdek incelmiş televizyon sunucularının, hamile olduğunu bile fark etmediğimiz ve doğumdan sonra gram kilo almayan mankenlerin olduğu ülkemizdeki en bilimsel ve etkili diyet kitaplarından birisi Karatay Diyeti. Öyle ki, şimdiye kadar uygulanan onlarca metodun yanlışlığını ispatlayarak alternatifler sunuyor Prof. Karatay. Okurları ikna etmiş olacak ki, rekor bir satışa ulaşmış. Türk insanının kısa zamanda, sırım gibi erkekler, fidan gibi kadınlardan oluşacağını bilemeyiz ama, satış sayısı bize umut ışığı olabilir.

  • Adeta bizden biri

Paulo Coelho, her ne kadar listedeki ikinci yabancı yazar olsa da, artık onu da bizden biri saymak gerek. Simyacı’dan beri Türkçede yayımlanan her kitabı okurunu buluyor. Yüz binleri aşan satışlarıyla kendinden söz ettiriyor. Dahası Coelho şimdiye kadar birkaç kere Türkiye’ye gelerek, Türk okuruna ne kadar önem verdiğini de gösteren isimlerden. Son romanı Elif’te Hilal isimli bir Türk kızına da rol veren Coelho, aslında bu sene çok satacağının garantisini vermişti. Aslında hassas bir milletiz, bir filmde Türkiye adı geçtiğinde, yabancı müzik klibinde Türkiye’den bir sahne gözümüze iliştiğinde hemen etkileniriz. Coelho’nun kitabı Elif, böyle bir şeye ihtiyaç duymadan listeye giren bir kitap. Esrarengiz ustasından aldığı akılla, uzun bir yolculuğa çıkan Coelho’ya bu yolculukta eşlik edenlerden birisidir Hilal. Yolculuk sırasında fark ederler ki, başka bir boyutta kaderleri kesişmiştir. Elif işte o boyutun adıdır. İskender romanıyla başlayan çok satanlar listesi, Elif adlı bir romanla sona eriyor. Bu bile gösteriyor ki, artık edebiyat okuyoruz.

GÜNDEM OLUŞTURAN DİĞER KİTAPLAR

Gariptir, kitapların sıkça konuşulduğu bir yıl oldu Türkiye için. Çok satanlar kendi gündemini oluşturdukları kadar, listeye girememiş olsa da isminden sıkça söz edilen başka kitaplar oldu bu yıl. Örneğin henüz yayınlanmamış kitaplar için yayınevleri sorgulandı. Muzır kurulu tarafından kötü örnek olarak değerlendirilen kitapların çevirmenleri sorgulandı, sosyal medya kendi yazarlarını yarattı… Kendi gündemini yaratan diğer kitaplara şöyle bir bakmak gerek:

Aranızda ‘sosyal medya’nın gücüne hâlâ inanmayan varsa bu yazıyı okumasın. Geride bıraktığımız ayda yaşanan Van depreminde gücünü fazlasıyla gösteren sosyal medyanın, en meşhur yazarlarından Pucca! Yıllardır tuttuğu bloguyla binlerce okuru olan Pucca, OkuyanUs yayınları tarafından başlatılan ‘Dizüstü Edebiyat’ dizininin de ilk yazarıydı. Küçük Apalın Büyük Dünyası, adlı kitabı 46 bin adet satışıyla, bir kenardan bağırıyor bizlere “internetin gücü adına!”

Yine OkuyanUs yayınevinin, aynı adlı dizisinden bir başka kitap, Sorun Bende Değil Sende ve yazarı Pink Freud da “güç bende artık!” diyenlerden. 23 binlik satışıyla, sosyal medyada her şeyini paylaşanların, aslında kitap okuduğunu da gösteriyor.
Bu sene yayınevleri kadar çalıştı Muzır Kurulu. Tek tek bütün kitapları okudular mı bilinmez ama, Chuck Palahniuk’un Ölüm Pornosu ve Beat kuşağının bayrak yazarı Burroughs’un eserlerini okuduklarını iddia ettikleri bir gerçek. Burroughs ve Palahniuk’un eserlerini basan yayınevlerini mahkemeye taşıyan kitaplar, biraz da bu davaların etkisiyle daha çok sattı. Yasaklamak, satış getirdi desek çok da yanılmayız. Ölüm Pornosu 20 bin satarak, Burroughs’un kitapları da tekrar baskılarla hiç de azımsanmayacak satış rakamlarını yakaladılar.

Listede yer alamasa da, bu yılın yel değirmenlerine karşı Don Kişot’unu küçük İskender olarak belirlemek hakkımız sanırım. Artık şiir okunmuyor, denen bir ülkede, gerçekten birçok şairin birkaç yüzlük satışla yetindiği, ilk baskısını bitiren şairlerin çevresine yemek ısmarladığı ülkemizde küçük İskender Sarı Şey isimli kitabıyla 15.000’lik satışıyla hâlâ şiirin okunduğunu gösteriyor belki de…

SEBEP?

-….
-40 yıl evim olsun diye çalıştım didindim…
10 gündür evime giremiyorum!
Dün…
yine deprem oldu!
Evime sokaktan bakmak koyuyor oğul…
-.
-Bir evi
çok gördü..-ler!

OYNAKBEYİ 2 YAŞINDA!

Yılda bir kere (o da sadece yıldönümlerinde) yazdığım kişisel notlardan birisi daha. Umarım bu kısa olur.
Ekim 1 itibariyle Oynakbeyi 2. yaşını da geride bıraktı. Belki yavaş, belki hızlı bilinmez! Ama, son zamanlardaki yogunluk ve yorgunluğum dolayısıyla yıllar sonra hak ettiğime inandığım bir tatille kutladım 2. yılı.
Yıllardır bakmayı ihmal ettiğim, baksam da çocukluğumdaki gibi ayrıntılarıyla göremediğim gökyüzündeki “bissürüü” yıldızı yeniden gördüm.
Hasılı kelam, fazlasıyla özlediğim güzel bir duyguymuş sözünü ettiğim! Ki siz bunu zaten bilirsiniz…
Madem 2 yılı geride bıraktık, eski sistemi bozmadan, ama üstüne bir şeyler koyma gerekliliğinden birtakım haberler vereyim istiyorum an itibariyle…
Eskisi gibi, kitap yazıları, yazar söyleşileri, Oynakbeyi yazıları, fotoğrafları olacak elbet.

Bu sene ilave olarak, daha önce hiçbir süreli yayında yayımlanmamış söyleşiler, yani “OYNAKBEYİ ÖZEL” söyleşileri yer alacak örneğin. Eğlencelik yazılar da yer alacak artık (ilk günlerdeki gibi), ne de olsa ciddiyet bir yere kadar!

Bu vakte kadar -hâlâ inanılmaz gelse de- azalmayıp her geçen gün artan okur -daha doğrusu- ARKADAŞ‘lara teşekkürler… (Gerçekten kısa oldu!)

Edebiyatımızda, yok denecek kadar az kurbağa şiiri yazılmış olmasına mı yanmalı, yoksa kurbağanın sadece ecnebi masallarında öpülüp prense dönüşen (nedense) bir figür olarak karşımıza çıkmasına mı…
Bizde hiçbir suçu günahı yokken, sırf okuduğumuz masallarda, cadılar tarafından ceza maksadıyla dönüştürülen bir canlı olmasından dolayı mı mesafeliyiz kurbağaya?.. Eğer öyleyse ayıp ediyoruz demektir!
Tek sevileni, en sevileni Kermit mi sadece?
Onun da içinde insan “eli” var…
Gökten yağan birkaç kurbağa!
En küçüğü de elime düştü!
Darısı başınıza…

Adem ile Havva
[ellerinde imkân olsa neler olurdu kim bilir?]

(Kağıt üzerine sprey boya, S.V.A. sömestr projesi için…)

Oynakbeyi