“BENİM KAFAMDA COP ESKİTMİŞ POLİS VAR”
BEHZAT Ç.’NİN YARATICISI YAZAR EMRAH SERBES’LE MUHABBET ETTİK
Çözmesi gereken dosyayı halletmek uğruna, teşkilatın diğer birimlerinin menfaatini bile hiçe sayabilen, kendi ekibindekileri bile azarlamaktan çekinmeyen, karısı tarafından terk edilmiş, kızıyla yıldızları barışamayan bir polistir Behzat Ç..

İlk olarak 2006 yılında yayınlanan Her Temas İz Bırakır isimli, AnKara polisiyesinde karşımıza çıkmıştı Behzat Ç.. Asabi tavırları, eski usül ahlak anlayışı, zaman içindeki bozulmuşluğu ile hem teşkilattaki mesai arkadaşları tarafından, hem de bizim tarafımızdan saygı duyulan ve bir o kadar da sevilen bir kahraman oldu. İkinci olarak 2008’de Son Hafriyat isimli yeni macerasıyla arz-ı endam etmişti tüm asabiyetiyle. Geçtiğimiz ay ise televizyonda, kanlı canlı haliyle suçluların peşine düşerken gördük onu. Dizideki Behzat Ç. aynı romandaki gibiydi. Ne Polis Akademisi’ndekiler gibi karikatür, ne CSI’lardaki gibi başarılı, ne de sinemalardaki gibi örnek polisti. Hakkındaki sürdürülen soruşturmalara rağmen davasıyla ilgilenen Behzat Ç. televizyon izleyicilerinden de tam not aldı. Bunun üzerine, Behzat Ç.’nin yaratıcısı, yazar Emrah Serbes’le romanlarını, diziyi ve iki farklı Behzat Ç.’yi konuştuk
—OYNAKBEYi—
- Romanlarınızın kahramanı, cinayet masası komiseri Behzat Ç. şimdi de dizi kahramanı olarak karşımızda. Ete kemiğe bürünmüş Behzat Ç.’yi gördüğünüzde ne hissettiniz?
Ankara’da dizi ekibiyle beraber seyrettik ilk bölümü, güzel bir geceydi. Dört sene evvel bir roman dosyasıydı Behzat Ç., elimde dosyayla yayınevlerini geziyordum, kimsenin okuduğu yoktu dosyayı, kimi yayınevlerinde kapıdan içeri bile sokmuyorlardı. Ben de yazdığım şeyden emin değildim zaten, çöpe atmayı düşünüyordum romanı. Bir tek İletişim Yayınları’ndan Tanıl Bora okudu dosyayı, biz bu romanı sevdik basmak istiyoruz dedi. O zaman nasıl sevindiysem diziyi gördüğümde de öyle sevindim.

- Her ne kadar ana özellikleri sizin romanlarınızdan oluşturulsa da, farklı maceralarla karşımıza çıkıyor Behzat Ç.. Ne düşünüyorsunuz. izlediğiniz zaman, olmuş olmamış diyor musunuz?
Serdar Akar’la bu projeyi konuşmaya başladığımız günden beri mantığımız buydu zaten, amacımız romanın dizisini yapmak değildi, karakterin dizisini yapmaktı. Romanı alıp bir sezon boyunca sündürmek işin kolay yanı, karakteri alıp başka hikayeler içinde düşünmek işin yaratıcı yanı.
TELEVİZYON DÜNYASINA GÜVENMİYORUM
- Behzat Ç.; Her Temas İz Bırakır ve Son Hafriyat’ta karşımıza çıkmıştı. Romandaki Behzat Ç. ile dizideki arasında fark var mı sizce?
Evet, bazı farklar var. Olumsuz manada söylemiyorum bunu, zaten fark olmak zorunda. Ama ruhun aynı ruh olduğunu düşünüyorum. Reji ve oyuncular el ele vermiş, hayattakine en yakın polis tipini ekrana taşımaya çalışıyorlar. Rejiye de oyunculuğa da çok güveniyorum. Benim güvenmediğim tek şey var, o da televizyon dünyası. Çünkü televizyon her şeyi kendisine benzeten bir alet. Televizyonun Behzat Ç.’yi bu haliyle kabul etmesi güçtü ama bir şekilde etti, şimdi onu kendine benzetmeye çalışacaktır. Ben de o noktada hayır abi diyeceğim. Behzat Ç. iyiliksever, idealist, babacan polis değil. Aslında iyi bir adam ama polis olduktan sonra kötü olmuş bir adam. Sistemin içinde kötüleşmiş bir adam. Zaten bunu anlatabilirsek, Behzat Ç.’nin bu sistemin içinde nasıl kötüleştiğini anlatabilirsek, güzel bir iş yapmışız derim. Aksi halde sıradan bir dizi oluruz.
- Kitapların ve dizinin alt başlığı dikkat çekiyor; “AnKara Polisiyesi”. Nedir AnKara polisiyesi, diğer şehir polisiyelerinden farkı nedir? An-Kara’nın altında yatan espriyi anlatır mısınız?
Ben polisiyeyi, iyi polislerin kötü katilleri yakaladığı bir tür olarak görmüyorum. İyilikle kötülüğün belirsiz, adaletin muğlak olduğu bir tür olarak görüyorum. Bu açıdan kendimi kara roman geleneğine yakın hissediyorum. O yüzden Ankara’nın K.sını büyük kullandım. Polisiyede şehir bir fon olmamalı, en az karakterler kadar varlığını hissettirmeli, hatta o da bir karakter olmalı. Bence sadece Ankara’da geçebilecek bir hikâye Ankara’da geçmelidir. Bunu sağlamaya çalıştım, o yüzden Ankara polisiyesi dedim.

AMACIM TÜRK POLİSİNİ ANLATMAKTI
- İzleyiciler ve kimi televizyon eleştirmenleri fazla Amerikan detektifine benzediğini söylüyorlar. Sizce de öyle mi? Türk emniyet teşkilatında “Amerikan” polisi gibi davranan polisler yok mu sizce?
Bu görüşe katılmıyorum. Ben zaten Behzat Ç.’yi Amerikan tipi yerli dedektiflere alternatif olarak yazdım. Amacım gerçek Türk polisini anlatmaktı. Benim kafamda cop eskitmiş polis var, ben Amerikan tipi polis yazabilir miyim? Bu dizinin en büyük başarısı da bu bence, Türk polisini gerçekliğe en yakın biçimiyle ekrana taşımak.
- Bildiğim kadarıyla Behzat Ç. Dizisinin senaryosunu yazan ekip içerisinde siz yoksunuz. Neden girmediniz?
Romanını yazdığım bir karakterin dizisini yazmayı doğru bulmadım. Bu yüzden senaryoyu dostum Ercan Mehmet Erdem’e emanet ettim. Kafa ve ruh olarak aynı dünyayı paylaşıyoruz. Sonuçta bütün hikayeleri konuşuyoruz, bölümü okuyorum dayanamıyorum bir iki diyalog ekliyorum, bazen aklıma bir sahne geliyor, gecenin bir vakti telefon açıp anlatıyorum. Senarist yanım bu işe can atıyor, romancı yanım onu dizginliyor. Şimdilik ara sıra, misal on bölümde bir bölüm gibi yazma planım var, tadımlık bölümler. Film planıysa hâlâ var, belki Son Hafriyat’taki Red Kit hikâyesini temel alan bir Behzat Ç. filmi yapabiliriz.


- Roman kahramanı olarak Behzat Ç.’nin son macerasının üzerinden 2 yıl geçti. Yenisini ne zaman okuyacağız?
Üçüncü roman üstünde çalışıyorum ama bitse bile yakın zamanda yayımlamayı düşünmüyorum. Öncelikle Behzat Ç.’nin üstündeki televizyon halesinin kalkması lazım.
SENARİST EMRAH SERBES, ROMANCI EMRAH SERBES’İ MAHVETTİ
- Roman ve hikâyenin haricinde senaryo çalışmalarınız da var. Aslında siz de bir başka dizinin Şen Yuva’nın senaryosunu yazıyorsunuz. Dahası İKSV film festivalinden de geçtiğimiz sene ödül aldınız… Senarist Emrah Serbes’in projeleri neler?
Senarist Emrah Serbes, romancı Emrah Serbes’in hayatını mahvetmiş adamdır. Senaryo işlerine can havliyle girdim, elimden yazmaktan başka bir şey gelmediği için. Televizyon yazarlığıyla olan bu mecburi ilişkime rağmen Şen Yuva çok inandığım bir projedir, üstünde bir yıl çalıştım. Şimdi Fox TV’de devam ediyoruz. İKSV’ye geçen sene bir hikaye verdik, ama neden ödül aldığımızı daha çözemedim.

- İKSV film festivalinde ödül aldığınız projeniz Üst Kattaki Terörist, Erken Kaybedenler isimli öykü kitabınızdan bir hikâyeydi. Onun hazırlıkları ne durumda?
Şu iş güç yoğunluğu azaldığında ilk uğraşacağım proje o olacak. Çok inanıyorum o hikâyeye, abisi doğuda şehit olan bir çocuk, intikamını üst kata taşınan solcu öğrenciden almak istiyor. Onu öldürmek istiyor ama öldüremiyor ve arkadaş oluyorlar. Bir yönüyle bir meçhul asker hikâyesi. Kafamda bir polis meselesi vardı, onu Behzat Ç. ile anlattım. Şimdi bu asker hikâyesini yazacağım. 30 yıldır süren bu savaşın cephe arkasındaki insanları nasıl psikopatlaştırdığını, nasıl faşistleştirdiğini, 13 yaşındaki bir çocuğun gözünden anlatacağım. 40 bin kişinin öldüğü bir ülkede şovenizmi besleyen işler yapmak kolaydır. Kolaylığı bırak ahlaksızlıktır. Savaşın kirli yüzünü anlatmak, insan ruhundaki tahribatını anlatmak, bunu geniş kitlelere ulaştırmak, amacımız bu. Bunu da yapamazsam zaten yazık bana, bu dünyaya dizi yazarı olup köşeyi dönmek için gelmedim.
- Erken Kaybedenler, bir an evvel büyümek isteyen ama aslında büyümüş de küçülmüş 8-15 yaş arası, erkek çocuklarının hikâyeleriydi. Gerçekten hayatımızdaki en zor yıllar mıdır o yıllar?
Zor yıllar olduğu muhakkak. Ben çocukluğu özlemle anılan, nostaljisi yapılacak yıllar olarak görmüyorum. Çocuklukta çekilen acılar en yoğun acılar. Ama insanı olgunlaştıran bir yönü de var. Mutlu bir çocukluk geçirdiyseniz hayatınız mahvolmuş demektir zaten, hep o yıllara dönmek istersiniz, hiç büyüyemezsiniz.