MİLLİ FORMA = MİLLİYETÇİ ÜNİFORMA?
Arda Turan: “Ben milliyetçi bir insan olarak Türk bir hocayla çalışmayı tercih ederim.(2009)”
Fatih Terim: “Orhan Pamuk, yetersiz milliyetçidir.(2008)”
Orhan Pamuk: “Fatih Terim’e rağmen milli takımı tutuyorum. Ama bence milli takımlar ülkelerde milliyetçiliği körüklüyor.(2008)”
Bu üç cümle, ki sonuncusu aslında son derece de manidar bir cümledir, bir arada değerlendirildiği zaman milli takım forması, ülkemizde milliyetçi akım üniforması gibi görülüyor diye düşündürüyor insana.
İsviçre ve Avusturya’nın ev sahipliğini yaptığı Euro 2008 turnuvası öncesi ve sonrası sırasıyla Orhan Pamuk ve Fatih Terim’in kurdukları cümleler bugün unutulmuş olsa da, o dönem bir kenara iliştirdiğim notlar arasındaydı. Hatırlayacağımız üzere Türk milli takımı turnuvadaki performansından önce, pek çok açıdan tartışmalarla beraber katılmıştı sözkonusu turnuvaya.

Alınan oyuncular, kadro dışı bırakılanlar, aday kadroya çağırılıp sonradan Türkiye’ye dönenler derken turnuvanın sonrasına bile sarkan çeşitli yorumlar birbirini izlemişti.
Yalnız “Milli Takım” başlığı altında turnuva öncesi girilen tartışmaların bazıları içinde farklı söylemler barındırıyordu. Zira Milli Takım formalarını üreten Nike firması, Türk isminden hareketle turkuaz rengini milli formaya uygun bulup, yeni forma tasarımlarını bu renk üzerinden yapmıştı. Zaten ne olduysa ondan sonra oldu. Pazarlama ve tasarım açısından bakıldığında başarılı bir uygulama olarak değerlendirilecek bu çalışma, “millî duygular” açısından ne yazık ki istenen coşkuyu yaratamamıştı. Öyle ki firmanın logosunun Türk bayrağından büyük olduğunu söyleyenlerden tutun, “nerede benim kırmızıyla beyazım” diyenlere kadar pek çok tartışma alıp yürümüştü.
Yanlış hatırlıyor olabilirim ancak, katılamayacağımız 2010 Dünya Kupası grup elemeleri maçlarında da sözkonusu Türkuz forma giyilmedi bile. Çünkü herkes istediği “kırmızı ile beyaz”a kavuşmuş ve sözkonusu tasarım forma sadece taraftarların üzerinde, tek tük tribünlerde görünür olmuştu, o kadar.
CHP’nin MHP’lik girişimi
Gariptir o günlerde üretici firmanın bütün mağazalarının vitrinlerinde kullanılan milli formalar, alışık olduğumuz kırmızı-beyaz renkteki formalardı. Ancak çoğunlukla satın alınanlar veya çeşitli firmaların kampanyalarla hediye edilen formalar ise turkuaz formaydı. CHP milletvekilleri Meclis’e turkuaz formayla ilgili olarak bir soru önergesi sunmuş, eski hakem, şimdinin spor yorumcusu, yazarı ve heyecanlı yarışma sunucusu Ahmet Çakar forma renklerine tepki olarak bir hışımla programı bile terk etmişti. Tüm bu tartışmalar sırasında yetkili veya Milli Takım’la alakalı isimlerin yaptığı açıklamalar daha farklı açılımları olan söylemlere sahipti. Zira “turkuaz” kelimesinden yola çıkılarak, tartışma Marco (Mehmet mi demeli) Aurelio’ya kadar gelebiliyordu. Yalnız ne gariptir söz konusu turnuvadan beri FIFA ve UEFA’nın sloganı “Irkçılığa Karşı Birleşelim” iken ve her milli takım formasının sol koluna yapıştırılmış “saygı” (Respect) yazısı varken bu tartışmalar oluyordu.

(resimdeki yazının üstündeki ay-yıldız-tuğra üçgeni son derece manidar değil mi?)
Örneğin Milli Takım forması altında en çok gol atan, takımda olduğu zaman da, olmadığı zaman da anılıp, tartışmalara konu olan Hakan Şükür bu dönemde yaptığı açıklamalarda, Milli Takım’ın yeni “turkuaz renkli forması” için, “özümüze, kendimize ait değerleri pek bulmadım,” yorumunu yapmış ve şöyle devam etmişti. “Ben buna biraz espri ile yaklaşıyorum. Turkuaz deniliyor, ama Türk’ü az bir milli takım olmaz. Aurelio’yu bunun dışında tutuyorum.” Her ne kadar Aurelio’nun değerli bir oyuncu olduğunu söyleyip onu bu tartışmaların dışında tuttuğunu söylese de, Hakan Şükür’ün Torino yıllarından bildiğimiz espri anlayışı ve futbolculuğu kadar gündemde olan siyasi görüşleri ele alındığında, Türkü Az milli takımda meselenin sadece forma rengi olmadığı anlaşılabilir bir şey. Allahtan Marco (Mehmet demeyeceğim) Aurelio 2010 Grup Elemeleri maçlarında sakatlığı dolayısıyla forma giyemedi de, elenmenin faturası “ten rengi”ne bağlanmadı.
Turkuazın Türklüğü ve Milli Espri Anlayışı
Colin Kazım ve Mehmet Aurelio’nun Türk Milli Takımında yer alıp, Türkçe bilmeden aynı milli takım için oynamaları değerlendirilmezken, kadronun formayla birlikte Türklüğü tartışılmaya başlanmıştı. Hattâ Aurelio’nun Türk Milli Takımı’na seçilmesinden sonra Galatasaraylı Ayhan’ın “Türkiye bir Aurelio yetiştiremedi mi?” serzenişi, yine aynı “espri anlayışı”na denk düşüyordu aslında. Buna ilaveten askerlik sorunları nedeniyle, o dönem Yunanistan’ın Larissa takımında forma giyen Tümer; Aurileo konusunda, eski takım arkadaşı için buna benzer yorumlarla “Hakan Şükür’le aynı fikirdeyim,” diyerek yine o meşhur “espri anlayışı”na ortak olmuştu.
Euro 2008 sırasında ekranlarda, gazetelerde, bilboardlarda karşımıza çıkan TÜRKO reklamını ise, sadece hatırlatıp geçeceğim. Zira “Türkün Gücü” fenomenini yeniden ortaya çıkarıp içimizdeki milliyetçi damarları kabartan reklam olduğunu söylememize gerek yoktur sanırım.

Aslında gözden kaçırılan hususlardan birisi, Türkiye’de her zaman siyahi oyuncuların çok sevildiği ve kesinlikle İspanya, İtalya, İngiltere’ki gibi ırkçı söylemlerin olmadığı bir ülkedir. Her ne kadar “esprili yaklaşımlarla” siyahi oyunculara yönelik birtakım ırkçı söylemlerde bulunulsa da, yine de sahalarımızda top oynayan “siyahi” futbolculara ırkçı bir yaklaşım fazla olmamıştır. Olanlardan en meşhur örneği eski bakan ve Trabzonspor Yöneticisi, Mehmet Ali Yılmaz’ın Campbell için söylediği “aldık bir rengi bozuk yamyam,” açıklaması ve Çarşı taraftarının Pascal Nouma’ya destek vermek için söylediği “Biz Hepimiz Zenciyiz” tezahüratıdır. Campbell’ın kötü performansını değerlendirirken, ırksal özelliklerini de ele alan Mehmet Ali Yılmaz, bunun aslında bir “espri” olduğunu söylemişti.
Bakanın Türk tanımı
Tıpkı 6-7 Eylül olaylarının yaşandığı yıllarda da Fenerbahçe ve Milli Takım’da harikalar yaratan, herkesin hayranı olduğu Lefter’in Ada’daki evine yapılan saldırılar gibi garip bir “espri anlayışı”nın olduğu bir ülke Türkiye. Zira yukarıda da sözünü ettiğimiz üzere, turnuvanın sloganı Irkçılığa Karşı Birleşelim iken, Milli Takım kaptanı olarak sahaya çıkan Emre Belözoğlu, İngiltere liginde top oynarken siyahi bir oyuncuya hakaret ettiği gerekçesiyle soruşturmaya alınmıştı. Mesele sadece eski hakemler, kadroda yer alan veya almayan futbolcuların kahramanı olduğu bir mesele değil aslında. Konuyla ilgili, devlet bakanları da ” Milli Takım’da Türk vatandaşlığına geçmiş olsa da bir yabancının oynamasını uygun bulmuyorum,” açıklamaları yaparak, aslında meselenin sadece forma rengi olmadığını “resmi ağızlardan” halka bildirmişti. İşin daha da enteresan tarafı, eski Marcio yeni Mert Nobre, yaptığı açıklamalarda bir gün Türk Milli Takımı’na seçilebilmenin hayallerini kurduğunu dile getiriyor ve hemşehrisi Gökçek Vederson’la beraber tıpkı Aurelio gibi bu forma için mücadele etmek istediklerini beyan ediyordu.
Milli Takım formasıyla gol attığında göğsündeki bayrağı tutarak tribünlere koşan Marco Aurelio ve sürpriz kadronun formda ismi Colin Kazım’a bile alışamamışken, Nobre ve Vederson’un da bulunduğu bir Milli Takım nasıl tartışmalara yol açar artık orasını hayal bile edemiyoruz. Zira, biraz hafızalarımızı zorlayacak olursak; Euro 2008’in yayıncı kuruluşunun spikerinin de söylediği “turnuvada devşirme futbolcular dikkat çekiyor” ifadesi de genelin “espri anlayışı”nı yansıtır cinstendi. Tüm bunları ele aldığımız zaman, Orhan Pamuk’un Fatih Terim’e rağmen milli takımı tutuyorum açıklaması ve milli takımın milliyetçiliği körüklediği beyanına cevaben Fatih Terim’in Orhan Pamuk için “yetersiz milliyetçi” cevabı bizim “espri anlayışımız”da ırkçılığın değil milliyetçiliğin ağır bastığının en büyük ispatı. Sanki ırkçılığa ivme kazandıran unsur milliyetçilik değilmiş gibi.