Tanrı’nın Eli’ni İlahi Adalet Kesmeli!

Tanrı’nın Eli kavramını Maradona dışında bir başkasıyla özdeşleştirmek, eşleştirmek hattâ düşünmek bile yersiz. Zira Maradona elle attığı o gole dair yaptığı açıklamada “Tanrı’nın Eli” kavramını kullanırken, İngilizlere önemli bir göndermede bulunuyordu. Öyle kuru kuruya elle attığım golü, böyle yediririm demek değildi o cümlenin altında yatan!

Maradona’nın içine sokulduğu “dünyanın en iyi futbolcusu” tartışmalarının gereksizliği, Maradona tarafından her beyanında zaten dile getiriliyor malum olduğu üzere. Zira onun da ifadesiyle “Pele, Platini kravat taktıkları için FIFA ve UEFA’da göreve gelir ve tüm zamanların en iyisi seçilebilirler,” çünkü o aslında futbolun tanrılarından birisi!

Üzücü olansa, bazılarının tanrı olmaya çalışıp, oyunun kaderine saha içinde değil tribünden etki etmesi ve onlardan aldıkları gazla kimilerinin saha içinde de aynı yetkiyi kendinde bulması durumu. Hepimizin bildiği 2010 elemelerinin son gecesinden bahsediyorum elbette…

Türkiye’nin katılamadığı için yana yakıla ağladığı, hattâ rahatlıkla ikinci oluruz denen grubu en kötü üçüncüler arasında tamamladığımız için teknik direktörün istifasının ardından çok kötü bir takım olduğumuzun bile altı çizilmişti. O karışıklıkta konuyu sakin kafayla düşünenlerin de söylediği gibi, eğer ikinci olup Bosna Hersek yerine elemelere gitseydik, eşleşeceğimiz takımlar Fransa, Portekiz veya diğerlerinden birisi olacaktı. Çünkü hangi akla hikmetse Platini ve arkadaşları Fransa, Portekiz, Rusya ve Yunanistan’ı seri başı olarak nitelendirdi ve dolayısıyla Ukrayna, İrlanda Cumhuriyeti, Bosna Hersek ve Slovenya doğal olarak seri başı olamadılar ve seri başı olan takımlardan birisiyle eşleşmek zorundaydılar.

Şimdi baktığımız zaman, Platini ve arkadaşlarının aklındaki dahiyane fikir kuvvetle muhtemel, seri başı takımlar seri başı olmayan “güçsüz” takımlarla eşleşerek onları eleyecek ve 2010’un “süper takımlar”ı olarak isim yapacaklardı. Dolayısıyla hem turnuva ziyadesiyle renklenecek, hem de tanrı olmaya soyunmuş Platini’nin istediği gibi Fransa turnuvaya daha da renk katacaktır.

Eşleşmeler İrlanda Cumhuriyeti - Fransa, Portekiz - Bosna Hersek, Yunanistan - Ukrayna, Rusya - Slovenya şeklinde olunca herkesin aklında, herhangi bir sürpriz olmadan 4 seribaşı takımın da kazasız belasız turnuvaya katılacağı fikri vardı. Tabi Yunanistan - Ukrayna eşleşmesi ise kısmen iki eşit güç arasında geçecek renkli bir mücadele olacak ve hangisi gelirse gelsin, turnuvanın vasat takımlarından birisi olacak fikrini doğuran bir eşleşmeydi. Yani grup maçlarında sürprize açık sonuçların yaşanacağı maçlar çıkaracak, ama daha da fazla ilerleyemeyecek takım bu eşleşmeden gelecek takımdı, ki turnuvaya katılma hakkı kazanan Yunanistan bu tanıma cuk diye oturuyordu.

Sözkonusu elemelerden en büyük sürpriz, şüphesiz Rusya - Slovenya eşleşmesinden çıktı. Zira Euro 2008’in parlak takımlarından, kadrosunda Akinfeev, Berezutski, Bilyaletdinov, Arshavin, Pavlyuchenko gibi yıldız isimleri barındıran Hiddink’in Rusya’sı Slovenya’ya yenilerek 2010’da gerçekleştirmesi gereken sürprizi, birkaç ay önceki elemelerde gerçekleştirdi. Platini ve arkadaşlarının turnuvada görmeyi hayal ettiği “süper takım”lardan birisi arkadaşlarını yalnız bırakıyordu. Portekiz’in eşleştiği Bosna Hersek, Türkiye’nin bulunduğu grubun ikincisiydi ve ülkede genel olarak, “madem biz gidemedik, soydaşlarımız orada güzellikler sergilesin,” sempatisiyle ve zihniyetiyle Bosna Hersek’i desteklemeye hazırlanıyorduk ki, Portekiz buna izin vermedi.

Elemelerde en büyük “rezalet” ise Fransa-İrlanda Cumhuriyeti maçında gerçekleşti. Zira tanrı olmaya soyunmuş Platini, takımın yıldız oyuncularına da feyz vermiş olacak ki, bilhassa Henry de kendi elini Tanrı’nın Eli sanmıştı. Oysa futbolculuğuyla ve gerek Fransız Milli Takımı’nda gerekse oynadığı kulüplerde gösterdiği centilmenlik örnekleriyle ayrı bir yere koyduğumuz Henry, deyim yerindeyse Tanrı’nın Eli’yle değil “Kara El” ile oyunun kaderini değiştirmişti. Fransızlar konuya ilişkin “Tanrı’nın Eli” öykünmesinde bulunsalar da Tanrı’nın Eli’nin ne anlama geldiğini bilen Arjantinliler de meseleye “Mano Negra” tamlamasıyla yaklaştılar, aslına uygun olarak. Platini ve arkadaşları herhalde rahatlamışlardır, artık konuya dair ilgisi olmayan insanlar tarafından Tanrı’nın Eli esprisi ile anılacaklar turnuva boyunca. 70’lik Trapattoni ve Kaptan Robbie Keane’e yapılan haksızlığın detaylarına inmeye gerek bile yok. Zira iki ismin de kariyerindeki son büyük turnuva olacaktı belki de.

Platini ve arkadaşlarının bu turnuva için birtakım endişeleri var elbette. Turnuva’nın Güney Afrika’da yapılmasından doğan sorunların hallini süper takımlarla gerçekleştireceğine inanıyordu Platini. Çünkü her maçı “Final Havasındaaaa!” olacak, her eşleşmenin “erken final” şeklinde değerlendirileceği bir turnuva, mütevazı Bosna Hersek tarafından elenecek bir İngiltere, Arjantin, Brezilya’lı bir turnuvadan daha renkli olacaktır onlara göre. Ancak unutulan bir şey var ki, turnuvaya süpriz takımlar renk kazandırmıştır bugüne kadar. Amerika’daki Nijerya, Japonya’daki Türkiye ve daha niceleri bunun en bilindik örnekleri olacaktır. Yoksa, zaten çeyrek finale veya yarı finale çıkması beklenen favori takımların birbirleriyle eşleşip geriye yaslanarak, 1-2 nadiren 3 golün atılacağı maçlarla turnuvaya heyecan gitereceğine inanıyorsa kanaatimce büyük bir yanılgı içinde kendileri. Buna ilaveten Fransa’nın sıkıcı futboluyla turnuvaya katacağı tek renk, sadece Afrika asıllı futbolcularından ve Sagna’nın saçındaki boncukların renginden öteye geçemeyecektir. Zira grup maçlarında sergiledikleri yıldızlarla dolu takımın olağanüstü “sıkıcı” futbolu hiç de o kadar renkli bir görüntü vermiyordu.

Bundan sonra tek umudumuz Fransa’nın bir şekilde Cezayir ile eşleşmesi olacaktır. Zira, Maviler’in haksız bir şekilde elediği “Yeşilli Çocuklar”ın intikamını belki Cezayir’in “Yeşilli Çocuklar”ı alır.  Bu vesile ile Fransızların öykünerek Tanrı’nın Eli dedikleri Kara El’i, “ilahi adalet” artık kökünden keser diye ümit ediyorum.

Notes

  1. oynakbeyi posted this