POP MÜZİKTEN TÜRK ERKEĞİNİN YAŞAM ÇİZGİSİ

İnsanoğlu, çevresinde meydana gelen tüm değişikliklerden etkilenen varlıkların başında gelir. Özellikle ülkemiz gibi değişimin sürekli olduğu; bırakın “aynı derede ikinci kez yıkanmayı” bir ay sonra aynı yerde o dereyi bile göremediğimiz bir ülkede, bu topraklarda yaşayan bireyler de sözkonusu değişimden ziyadesiyle etkileniyorlar.
Bunun için –aslında cinsiyet ayrımına gerek yok ama- Türk erkeğinin değişimi dikkat çekici bir boyuttadır. Günlük hayatında değişim gösteren her şeyle beraber Türk erkeği de araziye uymasını bilmiş ve sözünü ettiğimiz derenin çoktan doldurularak araziye dönüştürüldüğünün önemli işaretini vermiştir. Ancak Türk erkeğinin değişiminin en güzel çizelgesi, Türkçe sözlü müzikle ve popüler kavramından hareketle ‘pop’ müzikle ortaya çıkacaktır.
Yakın tarihte, Türk erkeğinin hayatında önemli kırılma noktaları meydana gelmiştir. Tabii bunda ülkede veya dünyada yaşanan sosyal olaylar da etkilidir. Hızlı ’68 sonrası, artık ilişkiler rahatlıkla ele alındığı gibi, ‘sokaktaki insan’ın da dertlerine tercüman olan şarkılar, filmler ortaya çıkmıştır.

Örneğin Orhan Gencebay’ın Beni Böyle Sev isimli parçası günümüzde bile birçok insanın arzuhalcisi olmuştur.
Bu şarkı aslında sevgili tarafından şekillendirilmek, alışkanlıklarından ve bazı davranışlarından vazgeçmesi istenen, âşık / mâşukların isyan şekillerinden birisidir. Bunu da ilk olarak dile getiren Orhan Gencebay olmuştur. Gencebay 1976 tarihli 45’liğinde (Yaşamak Bu değil / Beni Böyle Sev) bu isyanı işlemiştir. Kendini henüz tam anlamıyla ifade edemeyen Türk erkeği, bu güzel şarkıyı hemen ezberine kaydetmiş ve “sevgiliye isyan sloganı” olarak kullanmıştır. Özel adlandırmayla arabesk, fakat başta da sözünü ettiğimiz üzere popülerliği bakımından pop müziğin önemli isyankar söylemlerinden birisidir. Sevdiceğinin her istediğini sineye çeken ve onun kalbinin kırılmaması için her şeyi yapmaya hazır devrin erkeğinin, çevrenin ‘hanımköylü’, ‘bu kız seni çok değiştirdi birader’ gibi eleştirileri sonrası pasif direnişten sağ elin havaya kalkması ile karşı atağa başladığı anda söylenir, şayet bu kadar agresif olamayacaksa (ki kalkan el inmek zorundadır) bu sloganla başladığı tiradı uzattıkça uzatır.
(sözkonusu tiradın sonu; erkeğin dişlerini sıkması asabiyetinin göstergesi)
Olayın devamı, çatışmalar, ciddi boyutlu kavgalar ve hazır kalkmış elin yüzde uygun bir yerde “şaklaması” ile gerçekleşecektir. Buna paralel olarak ilişki de noktalanacaktır veya dönemin kadını da çok ciddi bir bilinçlenme içinde olmadığından sineye çekecek ve “Acıların Kadını” şarkısının tüm sözlerini kendine düstur edinerek, başı önde ilişkisine devam edecektir.

Ancak aradan geçen zamanla, yine dünyada ve ülkemizde pek çok şeyin değiştiği gibi, dolgu malzemesiyle araziye dönüştürülen derelerin üzerine, bu vakitten sonra binalar dikilmeye başlanmıştır. Sözünü ettiğimiz değişim sonrası bir zamanın isyankar arabesk nesli, biraz daha sinik (bunda ’80 darbesinin etkisi kesinlikle unutulmamalı) ve biraz da “Batı tarzı” bir hayat ile daha farklı anlayışlar ve söylemler ortaya koymuşlardır.

Eskiye oranla daha entelektüel bir görüntü çizen Türk erkeği, pasif direnişte karar kılıp el/kaş kaldırarak yaptığı isyanı, romantik bir halde başı öne eğik ve hülyalı gözlerle gerçekleştirmiştir. Bu sırada takvimler 1989’u gösterirken Bülent Ortaçgil ve Sezen Aksu, ilişkide yeni sloganlar arayan Türk erkeğinin imdadına yetişmiştir… Eski, doğulu ve haşin söylem, tam da Batı tarzı ve biraz da “nabza göre şerbet” kıvamına gelerek Beni Kategorize Etme şeklini almıştır.

Her anlamda “pop” olarak adlandırılan müzik ve anlayışın etkisiyle yeni neslin veya kendisini değiştirebilmiş eski kulağı kesiklerin sloganı artık bu karmaşık cümle olmuştur.
Bu slogan sayesinde, hem entelektüel birikim ve yabancı dil bilgisi ortaya çıkar, hem de Gandhi misali pasif direnişin en güzel örneği sergilenir. Eskiden ayrılıklarla sonuçlanan, şiddet içerikli sert kavgalar ortadan kalkmıştır. Zira isyanın dile getirildiği mekan bir meyhane ortamı yahut evde kurulmuş bir çilingir sofrası değildir. Bütün sakaldan yahut pala bıyıktan tamamen uzak, temizlenmiş top / keçi sakalın ovuşturulması suretiyle şarabın yudumlandığı şık-nezih bir bar ortamıdır ve bu ortamda yaşanan tartışma, artık sonu öpüşüp sevişmelerle noktalanan entelektüel tartışmalar şeklindedir.

Hızlı Özal dönemi sonrası daha da hızlı bir ‘90’lar yaşanmış, pop müzikte büyük atılımlar olmuş ve artık kimse kimseyi şekillendiremez olmuştur. Yahut taktikler daha planlı ve üzerinde düşünülerek uygulanır olmuştur. Ne erkek, ne de kadın sevgilisine “beni böyle sev” şeklinde isyana gerek duymaya başlamıştır. Zira artık ilişkiler de hız kazanmış ve insanlar çok sıkıldıkları anda veya müdahaleyi gördükleri anda ilişkiyi çabucak noktalamışlardır.

Bu dönemde Türk erkeği iki kutba ayrılmış ve 1995’te Levent Yüksel, 1997’de de “Sıkı Atatürkçü Çelik” ile, her iki kutup kendi anlayışlarına ait sloganı bulmuşlar, bu iki ismi kendi sözcüleri ilan etmişlerdir.
Hâlâ romantik ve hattâ arabesk nüveleri içinde barındıran nesil ve ağabeylerinin, amcalarının anlattığı aşk hikâyeleriyle büyümüş arabesk donanımlı nesil, 1995’te kendini “ben senin bildiğin erkeklerden değilim” cümleleriyle ifade etmiştir. Bunu duyan kadın artık bir hareket yapmadan veya bir söz söylemeden önce iyice düşünmek zorundadır. Sözünü ettiğimiz hızlı ‘90’larda dolğu araziye yapılan binalara kaçak katlar eklendiği gibi, Levent Yüksel’den iki yıl sonra Çelik, Selam Söyle ile artık hiçbir şeyi umursamayan, kendine güveni fazlasıyla yerinde olan, her zaman batılı Türk erkeğinin mottosunu albümüne yerleştirmiştir. Daha ilk dörtlüğünde “Sevgimden usanmış mı o kıza selam söyle / Neyi var neyi yoksa alsın gitsin / Sözünü unutmuş mu hani çok seviyordu / Neyi var neyi yok alsın gitsin” diyerek konuyu özetlemiş ve nakatar bölümüyle ölmdürücü darbeyi vurmuştur: “Elimi sallasam ellisi / Biri gider gelir birisi / Ne sanmış bu kız kendini / Bulamam mı zannetti?”
Metinde dikkat edildiği üzere, daha önce doğrudan sevdiğine, karşındakikadına seslenen Türk erkeği artık onu muhatab almadığı gibi, adeta bir aracı ile durumu izah edip, kadına meydan okuyordur. İşte bu, modern Türk erkeğinin manifesto metnini oluşturmuş ve artık herhangi bir ilişkiye başlarken tartışmayı aklına bile getirmeyen erkeğimiz, olayı bir kerede bitirerek “Bütün kızlar bana hasta” anlayışını sakı sıkıya sarılmıştır. Birkaç yıl sonra, doldurulmuş araziye yapılan yüksek ve kaça kkatlı binalar büyük depremle yıkılmış, ilişkiler de garip bir şekilde daha kırılgan hale gelmiştir. 2004 tarihli Hande Yener şarkısı olan Kırmızı.

Çelik’in açtığı yolun nasıl bir viraja girdiğini gösterip, artık ayrılıkların çılgın partilerle kutlandığı bir anlayışın diye getirildiği; noktalanan ilişkiye üzülmek yerine, eski sevgiliyle dalga geçen sözler söylemek, zamanın müjdecisi olmuştur. Şu kısacık zaman diliminde daldan dala sürüklenen Türk erkeğinin ilişki eğirisini Türk pop müziği bu şekilde verirken, ileriki yıllarda hattâ aylarda neler olacak Allah bilir. Ancak durum onu gösteriyor ki, artık dizilerde veya filmlerde izlediğimiz kıvama gelmiş bulunuyoruz. Yakında Nip-Tuck formatında yürütülen ilişkilerden kafamızı kaldırdığımızda konuya uygun da bir şarkı bulunur elbette. Hayırlısı olsun.
