TAŞRADA ZAMAN AKMAZ DÜŞER

Geçtiğimiz aralık ayı içinde 16’ncısı düzenlenen Gezici Festival’in konu başlıklarından birisiydi Taşra. Bu konunun işlendiği filmler gösterildiği gibi, festivalin dolaştığı şehirlerde de konferanslar, toplantılar düzenlenmişti. Taşrada Var Bir Zaman kitabı da festival çerçevesinde hazırlanmıştı. Cüneyt Cebenoyan, Erol Köroğlu, Nerçay Türkoğlu, Özcan Alper, Yücel Demirer, Zeynep Uysal, Jale Parla, Necla Algan, Aslı Kayhan, Tanıl Bora, Fatih Özgüven, Burçe Çelik… gibi isimler başta sinema ve edebiyat olmak üzere “taşra”nın hayatımızdaki ve kültürümüzdeki yerine dair tartışmalarda bulunmuşlardı. Taşranın tüm yönleriyle değerlendirildiği kitabın editörleri Aslı Güneş ve Tül Akbal Süalp ile hem kitabı hem de “taşra” kavramını konuştuk.



—OYNAKBEYi—

  • Taşrada Var Bir Zaman kitabının hazırlanmasının öyküsünü anlatır mısınız?

-Tül Akbal Süalp: Bu kitabın fikri aslında daha önceki tartışmalarımızda oluşmuştu. Gezici Film festivalinden arkadaşlarla da paylaşınca haydi yapalım denildi. Kişisel olarak da uzun bir süredir Türkiye sinemasında belirgin bir tarzda taşraya kaçışlar ya da taşra güzellemeleri diyebileceğimiz bir olgunun tartışılmaya değer olduğunu düşünmekteydim. Aslı’nın da edebiyatta ve sinemada taşra olgusu üzerine düşünceleri vardı. Aslı ile mutat konuşmalarımız içinden de böyle bir çalışmanın iyi olacağını düşündük.

-Aslı Güneş: Son dönemde taşraya yönelen bakışlar bizim açımızdan oldukça dikkat çekiciydi. Özellikle birbiri ardı sıra gelen filmler, taşraya ilişkin, ve bizce çok da tartışmalı olan, bir algı yaratıyordu. Taşrayı tartışmanın zamanı gelmişti ve bunu da en iyi, taşraya yoğun emek veren Gezici Festival’le yapabilirdik. Bu kitap, belki de taşra yanılsamasına karşı, taşranın verdiği bir cevap olarak sayılabilir. Bunu da taşrayla haşır neşir bir film festivali aracılığıyla yapmış olması çok anlamlı bence. Bu yüzdendir ki, taşranın tartışılması gerektiğine dair inancımız, festivaldeki arkadaşlar tarafından da tereddütsüz paylaşıldı.

  • Sizce Türk kültür ve sosyal hayatında taşranın yeri nedir?

-Tül Akbal Süalp: Bu sorunun cevabı hem kitapta, hem onun sunumunda, hem de en azından kişisel olarak cevaplayabileceğim noktada kendi yazımda tartışıldığını ve cevaplandığını söyleyebilirim. Bu belirsiz tanım, tanımladığı kaypak durum Türkiye’deki toplumsal ve kültürel hayatın görünümlerinin içinde ağırlıklı bir yere sahip. Ne kastettiğim için yazıyı yeniden anlatmam gerekebileceği için uzatmıyorum.

-Aslı Güneş: Taşra derken, tanımı ve sınırları belirli bir kategoriden söz ediyormuş gibi davranılıyor ama bizim çıkış noktamız zaten Tül’ün de dediği gibi kavramın kendisinin belirsiz ve kaypak bir tanım üzerine oturtulmasına karşı eleştirel bir duruştu. Kendi adıma taşra diye bir kategorinin kabulünün başlı başına bir sorun yarattığını düşünüyorum. Kitaptaki birçok yazı da zaten böylesi bir kategorizasyonun sorgulanması gerektiğini savunuyor. Kanımca son dönemde bütün kavramların “kültürel” pratikler içerisinden tanımlanmasının getirdiği bir yanılsama bu. Dolayısıyla bu soruyu önce, taşra neresidir, ya da taşra gerçekte var mıdır sorusuyla karşılamak gerekebilir. Ama şunu da söylemek mümkün: Türkiye’de kendini hep kültürel simgeler üzerinden var eden modernleşme deneyimi, taşrayı kimi zaman idealin karşıtı; kimi zaman da milliyetçilik ekseninde idealin ta kendisi olarak konumlandırmış ve tanımlamıştır.

taşraya yönelişte sinema bir adım önde

  • Sizce sinemamızda işlenen “taşra” ile sanatın diğer dallarında ele alınan taşra arasında bir fark var mı?

-Tül Akbal Süalp: Disiplinler ve çalışanların kullandığı malzemelerle ilgili bir durum değil bu herhalde. Bakanların bakma biçimlerini sınıfsal konumları, modalara, modalarla birlikte yeniden üretilen yaklaşım ve ideolojiler biçimlendiriyor. Bu dünya ile hangi dil ve hangi malzeme ile hangi manzaradan ilişkiye geçmek istediğinizle alakalı sözün kısası.

-Aslı Güneş: Evet, taşra algısı sanat dallarına ya da disiplinlere göre değişmiyor ama şunu söylemek mümkün belki: Taşra modası en çok sinemada yaygın. Türkiye sineması uzun süredir taşrayı anlatma iddiasında. Taşra anlatılarına uygun bir estetik de (durgun, ağır görüntüler yönetmenin yansıtmak istediği taşra sıkıntısının temsili haline geldiler neredeyse) doğuyor sinemada. Taşrayı anlatmak istiyorsanız, kameranız, oyuncularınız belli bir taşra algısına uygun ve seyircinin de aşina haline geldiği bir durumu anlatmak zorundalar. Belki görüntü sanatı taşranın egzotikleştirilmesi eylemine daha elverişli bir duruma geldi. Bu anlamda taşraya yönelişte sinema diğer alanlardan bir adım önde galiba. Ama Tül’ün de dediği gibi, taşraya bakış ideolojiler tarafından belirleniyor. Edebiyatta da, sinemada da, hatta taşrayı tartışan akademik metinlerde de bu durumu göz ardı etmemek lazım.

  • Teknoloji çağındayız denir hep, haber almanın, iletişimin (internet veya diğer medya organları aracılığıyla) daha kolay olduğu günümüzde eskisi gibi bir taşradan söz edebilir miyiz?

-Aslı Güneş: Globalliğin bu denli vurgulandığı bir çağda taşra gibi tikelliklerin varlığı üzerinde ısrarla vurgu yapmak da bu çağın ironisi galiba… Taşra yapay bir kategoriydi hep, bugün iyice yapay hale geldi. Yalnızca akademik ve sanatsal bir kategori olarak, kültürel farklılıklar söyleminin nesnesi haline getirilmeye çalışılıyor. Kitabın adından başlayarak bunu vurgulamak istedik aslında: Doğu’da zaman yoktur diyen Oryantalistler nasıl yanıldılarsa, “taşrada zaman yoktur” diyenler de fena halde yanılıyorlar. En azından zamanın, coğrafyaya göre değil, paraya, teknolojiye vs. göre şekillenişini, dolayısıyla taşrada zamanın var olduğunu görelim istedik.

  • Şayet hâlâ bir taşradan söz edeceksek, eskiye oranla taşra ne kadar dışarıda?

-Tül Akbal Süalp: Aslında bu kitap birkaç yazı dışında net olarak taşranın bir merkez çevre, iç dış ya da coğrafi bir mesele olmadığını iddia ediyor ve tartışıyor. Ama illaki grafik bir tahayyülden yola çıkarsak taşra dışarısı olarak giderek genişleyen bir kara delik de olabilir.

-Aslı Güneş: Eğer taşra için ille de bir koordinat bildirmek gerekecekse, kent neredeyse taşra oradadır diyebiliriz.

  • Ahmet Hamdi Tanpınar, “doğu beklemenin yeridir” demişti. Taşrada Var Bir Zaman kitabında da bilhassa taşrada zaman algısının daha yavaş ve kimi zaman ağır olduğunun altını çiziyorsunuz ayrı yazılarla. Taşranın zaman dilimi ayrı mıdır gerçekten, öyleyse nasıl bir zamana sahiptir?

-Tül Akbal Süalp: Murat Erşahin’in kitabımız hakkında yazdığı yazıda aktardığı, Artvin Şavşat’ta bir köy bakkalından duyduğu o veciz cümleyi ben de tekrarlayayım: “burada zaman akmaz düşer.” Ne yazık ki bu olay kitap basıldıktan sonra yaşandı. Yoksa kitabın ana kaynaklarından biri olurdu.
Ama Ahmet Hamdi Tanpınar’ın sözünün yanına sözümüzü eklersek evet bu sonsuz büyüyen taşra aynı zamanda kaybettiğimiz her şeyi beklemenin zaman mekânıdır da.

-Aslı Güneş: Yalnız Tanpınar değil, Batılı gezginler vs. için de Doğu beklemenin yeridir. Bu izlenim taşra için de geçerli çoğu zaman. Taşrada ya da Doğu’da zaman olmadığı varsayımı, bu mekanları bir nostalji nesnesi haline getirmenin de yolunu açar. Kitapta bunun tam tersini söylemeye çalıştık. Taşrada zaman vardır ve sonsuz bir bekleyişe, geri dönüşe evsahipliği yapabilecek herhangi bir coğrafya yoktur. Bekir Fahri de Jönler romanında Mısır’daki tüm dükkânları “kaderlerine boyun eğmiş dinsel bir suskunluk” içerisinde tanımlar. Bu yorumu şöyle tercüme edebiliriz aslında: Paranın, ticaretin hızlandırmadığı bir yaşam, kentli bakışa göre zamansız, tarihsiz olabilmektedir. Yanılsamadır bu. Bekleyen Doğu ya da taşra değildir. Taşradaki zamanın yavaş olarak algılanması, taşranın yavaşlığından değil, kentin hızından kaynaklanmaktadır. 

Notes

  1. oynakbeyi posted this