BİLİNMEYEN ASLINDA BİR AŞK ROMANI
Tüm dünyanın akıl almaz iklim değişikliklerine teslim olduğu bir gelecek. Troyer & Barr hukuk firmasının başarılı avukatlarından ve gerçek bir başarı sembolü Tim, bu zorlu gelecekte, daha da zorlu bir hastalığa yakalanır. Üstelik şirketine milyon dolarlar kazandıran müvekkilinin davasının üstesinden gelmesi gerektiği zamanda. Bir tarafta işi, bir tarafta bilinmeyen hastalığı ile uğraşırken diğer tarafta da ailesini kurtarmak zorunda olan Tim’in ve onun yaşadıklarının anlatıldığı roman Bilinmeyen’de Joshua Ferris bilimkurgu gibi görünen romanında katıksız bir aşk romanına imza atmıştı. İlk kitabının ardından birçok ödül alan ve ikinci kitabıyla da hem ödüllendirilen hem de Amerika ve dünyada adından övgülerle bahsedilen Joshua Ferris ’ten gerçek sevginin ne olduğunu sorgulattığı romanı Bilinmeyen’le ilgili konuştuk.

—OYNAKBEYi—
- İlk romanınızdan beri hakkınızdaki övgüler artarak devam ediyor. İkinci romanınızda da iyi bir işe imza attınız. Övgüler ve ödüller ne yönde etkiliyor sizi?
-Ödül ve övgülerin, tıpkı olumsuz eleştiriler gibi, bu işin bir parçası sayılması gerektiği kanısında değilim. İş orada bulunmayı, ilgilendiğin şeylerin peşinden gitmeyi, merakını muhafaza etmeyi, çabalamayı ve gürültüye kulak asmamayı gerektirir; övgüye de eleştiriye de. Bu konuda Bhagavad Gita’nın önerisi oldukça faydalı bence: “Çalışmak uğruna çalışmaya hakkın var. Çalışmanın
meyvelerini toplamaya hakkın yok.”
- Aslında insanı gerilime sokacak şeyler var romanınızda. İklim sorunu, hastalıklar, şirket işleri… Bu kadar “sıkıntı” bir arada olunca biraz frene basmak istediğiniz oldu mu?
Yazar için bahsettiğiniz gerilimi okur gibi hissetmek mümkün değil. Her sabah uyanıyorum ve masamın başına geçiyorum, cümlelerle yol almaya çabalıyorum. Cümleler oturunca paragraflarla uğraşıyorum ve böyle devam ediyor işte… Sancılı bir tecrübe bu. Sabır ve zaman gerektiriyor. Bir kitabı aylar, yıllar boyu süren bir çalışmayla oluştururken yaşadıklarınız, okurun onu okuduğu sırada çektikleriyle benzeşiyor aslında.

- Bilinmeyen’de tanısız / tedavisiz bir hastalıkla nispeten mücadele yolları da var adeta. Böyle bir tecrübeniz oldu mu?
Şanslıydım, böyle bir şey yaşamadım ben; ne ben ne de ailemde biri böyle bir hastalık geçirdi. Bir karakterin uç noktalarda ve sınırlarda gezinmesi fikri ilgimi tamamen teorik olarak çekti. Tim ve ailesinin gerçek anlamda her şeylerini yitirmelerini ve hayatı yaşanılır kılanın ne olduğu konusunda kafa yormalarını istedim. Bana kalırsa kişi neden fayda göreceğine inanıyorsa onu yapmalı. İnsan hastayken çoğu zaman çaresiz, kızgın ve genellikle yalnız hisseder. Bunların çoğu tamamen saçmalık olsa da derman ya da çözüm arayışı insana özgü bir yüceliğe işaret ediyor.
- Hayatı yaşanılır kılan nedir sizce?
Hayatın yaşamaya değer olduğundan her zaman emin olduğum söylenemez. Sisifos Söyleni kitabında Camus şöyle der: “Gerçek anlamda sadece tek bir felsefik sorun vardır ve o da intihardır.” Aynı kitabın sonlarına doğru, şunu ekler. “Kişi, Sisifos’un mutlu olduğunu varsaymalıdır.” Kader önümüze ne tür zorluklar çıkartırsa çıkartsın, kendimizi mutlu saymalıyız. Kim bilir, belki de gerçek olur.
Ben şahsen sevgi ve kitaplar uğruna yaşıyorum.
- Tim, “işkolik” olarak adlandırılabilecek bir insan. Hastalığı birtakım şeylerin değişmesine sebep oluyor. Bu açıdan bakarsak, günümüzün plaza insanlarına dair önemli bir gönderme var kitapta…
Böyle bir mesaj kaygısı gütmedim aslında. İşkolik olduğu doğru, ama durumu çalışmasını engelliyor. Daha temel bir şey söylemek istedim: ne olduğu belli olmayan, tedavisi olmayan bir hastalıkla karşı karşıya kalınca her şeyin vazgeçilir olduğuna dair bir şey. İşin, ailenin, kimliğin, anlamın, akıl sağlığının bile vazgeçilir olduğunu gösteriyor bize Tim.
- İş, para, kariyer derken birçok şeyi ıskalıyoruz demek aslında işin kolay tarafı. Peki, sizce hepsini dengede tutmak nasıl mümkün olur?
Yaşadığımız her an hayatın sonsuz olduğunu duyumsamak gerek. Hayatın bitimli olduğunu anımsar anımsamaz korkuya gark olursunuz. Varoluşsal anlamda en büyük isyan anlık olandır. Yaşadığınız an içinde güvende hissedin. Geçse bile onun içindeydiniz. Bunu hissedin. Her anı doyasıya yaşayın. Mutluluk verici bir aldanış bu, belki de sürdürelemeyeceğini bildiğimiz için.
- Tim aslında çapraz ateşte kalmış adeta. İş, sağlık, aile, idealleri, hayat… Tim’in hatası doğru tercihi yapamamak mı?
Tercih yok aslında. Hastalık, Tim’in herhangi bir tercih yapmasını engelliyor. Seçim yapabilmek, dönüşebilmek ya da özgür iradesini kullanabilmek seçeneklerinden tamamen yoksun. Bu arada özgür irade fazlasıyla yüceltilen bir kavram; ben çok da taraftarı olmadığımı söylemeliyim. Hastalığı Tim’in aldanmasını da engelliyor; tek görevi hayatın anlamsızlığı ile yüzleşmek ve buna karşı bir savunma geliştirip geliştiremeyeceğini belirlemek haline geliyor. Bu kadar.
Bilinmeyen, bir kara bilimgurgu gibi başlarken bambaşka bir hal alan bir kitap. Aslında büyük bir aşk, sevgi romanı. Tim’in hastalığı işkolikliği, idealleri, hastalığının aldığı boyut derken bambaşka bir yere varıyor roman. Bilinmeyen en sonunda sıradışı bir evlilik portresi çiziyor, bütün olumsuzluklar ve engeller karşısında duran bir aşk öyküsü anlatıyor.

- Siz özgür irade fikrinden neden hoşlanmıyorsunuz?
Bizi hayvanlardan ayıran şey özgür iradeye sahip olmamız. İnsanlar özgür iradenin bağımsızlığımızın, özgünlüğümüzün, karakterlerimizin ve en derin inançlarımızın temelinde yattığını savunuyorlar. O olmasa, kimiz ki biz? O olmasa, önceden programlanmış kelime ve eylemler bütününden başka bir şey değiliz; insanlığımız tartışmaya açık. Bunu savunanları anlayabiliyorum. Ama özgür irademiz kadar, etki ve tepki ya da genetiğimiz ve çevre tarafından da yontulduğumuzu düşünmeden edemiyorum. Talihsiz bir durum bu, ne zaman bu konularda kafa yorsam ve bu çıkarıma yönelsem hemen frenliyorum kendimi.
- Tim’in hastalığı ilerledikçe kızıyla olan ilişkisi düzelirken, eşiyle olan ilişkisi sekteye uğruyor. Üçlünün temel eksiği iletişimsizlik mi sadece?
Sorun hastalığının meçhul gücü aslında. Hastalık daha sonra iletişimi bir sorun haline getiriyor ve karı koca, evlilik gelgitlerinin en uç noktalarına sürükleniyorlar. Tüm beraberliklerdeki gibi… Sevdiklerimize karşı duygularımız böylesi gelgitler üzerinden işler zaten; özellikle evli çiftler arasında sürekli bir uyum haline rastlamak çok güç.
- Yeni çalışmanız var mı, varsa okurlarınızı nasıl bir roman bekliyor?
Yeni bir roman yazıyorum, yarıladım sayılır. Bilinmeyen nasıl bir önceki kitabım Ve İşimiz Bitti’den farklıysa, bu da öyle. Sanırım bu da, okurlarımın bir önceki romanımdan farklı bir şeyler beklemeleri gerektiği anlamına geliyor.

