“MİLLETE VERDİĞİM AÇIK İSTİDAYA CANIMI PUL YERİNE KULLANIYORUM”
İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, bir süre önce Piraye Koleksiyonu’ndan Nâzım Hikmet’in “Çankırıdan Pirayeye Mektublar” adlı eserinin tıpkı basımını yapmış ve numaralandırılmış özel baskıyla okurlara sunmuştu.
Yayınevi bu kez büyük şairin haksız yere tutuklanıp, mahkum edilmesine karşı verdiği mücadelede çok önemli bir yeri olduğu kadar, daha sonraki yaşamını da belirleyen açlık grevi ile ilgili belgelerin ve bu süreç içinde yayınlanmış dergilerin tıpkıbasımını yayımladı.

—OYNAKBEYİ—
“Piraye, Mehmet, İzgen, Suzan, Yavrularım,
Başka türlü hareket etmek kabil olmadığı için bu kararı verdim. Sizden yalnız bir şeye kayıtsız inanmanızı istiyorum; bu kararım, herhangi bir yeis, yılgınlık, bir korkaklık, bir sabırsızlık neticesi değildir. Sabırlı, şuurlu, ümitliyim. Fakat hakkın ve hakikatin ortaya çıkması için meydana hayatımı atmaktan başka imkânım kalmadığını kaniim. Bundan dolayı bu son imkânımı şuurla, ümitle kullanıyorum. Hakkın ve hakikatın tecellisi uğrunda ölürsem de bu sizin babanıza lâyık bir ölüm olacaktır.”

Satırlarından oluşuyordu Nâzım’ın eşi Pirâye ve çocuklarına, 30 Mart 1950 tarihinde Bursa Cezaevi’nden yazdığı mektubu. Şair, haksız yere tutuklanıp, mahkûm edilmesine karşı verdiği mücadelede bir sonuca ulaşamayınca 8 Nisan 1950’de “Millete verdiğim açık istidaya canımı pul diye kullanıyorum,” diyerek açlık grevine başlamıştı. Bu açlık grevi yurtiçi ve yurtdışı basınında ve siyaset dünyasında oldukça büyük yankı uyandırırken, “siyasi bir tutuklunun uyguladığı ilk açlık grevi” olarak Türk siyasi tarihine geçiyordu.

NÂZIM BU KARARI NEDEN VERDİ
Oldukça genç yaşta şiir yazmaya başlayan Nâzım Hikmet, şairliğinin yanında aynı zamanda bir dava adamıydı. Sadece şiir yazmıyor, çeşitli gazetelerde yazılar yayımlıyor ve bunlarda da sözünü hiç sakınmıyordu. Rusya’dayken bile kaleme aldığı oyunları Stalin rejimi tarafından yasaklanmış şair, fikirlerini tüm çıplaklığıyla dile getiriyordu. 1920’li ve ‘30’lu yılların başlarında karşılaştığı yargılanmaların çoğu aklanmayla ya da yasa değişikliği veya afla sonuçlanmıştı. Ancak bu davaların çoğu yazdıklarıyla ilgiliydi.
1938 yılında bir askeri öğrencinin kendisini evinde ziyaretini, izlemenin yeni bir boyutu olarak görüp polisi araması, yeni soruşturmanın bahanesini vermişti. Çünkü polisin durumu haber vermesiyle Harp Okulu’nda öğrencilerin dolapları aranacak ve Nâzım Hikmet’in piyasada basılı kitapları suç unsuru olarak yakalanacaktı. Daha sonra da meşhur “Donanma Davası” gündeme gelecekti.
Askeri öğrencileri isyana teşvik, gerekçesiyle Harp Okulu Komutanlığı Mahkemesi’nce yargılanarak 15 yıla, Marmara Denizi’ndeki bir gemide “Orduyu isyana teşvik” suçlamasıyla yargılandığı Donanma Komutanlığı Mahkemesi’nce de 20 yıla mahkûm edilecekti. İki mahkûmiyetin birleştirilmesi ile ceza indirilecek ve toplamda 28 yıl 4 ay yatmasına karar verilecekti. Şair önce Çankırı’ya sonra da Bursa Cezaevi’ne yollanacaktı.
Şair, 1946 yılında, Büyük Millet Meclisi’ne bir mektup yollayarak cezasının kaldırılmasını istedi. Ama herhangi bir cevap alamadı. Bu arada af söylentileri başlamıştı. Ancak TBMM’nin af kanunu’nu çıkarmadan dağıldığı haberinin gelmesi, cezaevinde büyük düş kırıklığı yaratmıştı. Bunun üzerine şair 17 gün sürecek açlık grevine giden yola girmişti bile.

DÖNEMİN AYDINLARI İMZA TOPLADI
İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları’nın tıpkıbasımını yaptığı dosyada yer alan belgeler ve mektuplar ise oldukça önemli. Yazının başında alıntıladığımız ailesine gönderdiği, daktilo edilmiş mektup ve şairin ölüma yattığı sırada “greve fasıla vermesi için”; Avukat Oktay Rıfat, Avukat Hakkı Balamir, Muvaffak Şeref, Avukat Fahri Halil Örs, Şair Cahit Sıtkı, Avukat Niyazi (Ağırnaslı), Ferit Anlar, Ayhan Anlar, Şair Melih Cevdet, Ressam Bedri Rahmi, Muharrir Cevdet Kudret, Prof. Dr. Behçet Kamay, Kompozitör Adnan Saygun Halide Edib, Adnan Adıvar, Orhan Veli, Sabahattin Eyuboğlu, Fikret Adil, Mina urgan, Ahmet Hamdi Tanpınar, Abidin Dino, Sait Faik gibi aydınların imzalarının bulunduğu iki ayrı mektup yer alıyor.

ÖZEL GAZETE ÇIKARDILAR
“Nâzım’ın uğradığı haksızlıkla mücadele için çıkan fikir ve politika dergisi”, anlayışıyla çıkan Nâzım Hikmet dergisinin 10 sayısının tıpkıbasımı, “Nazım’ı Kurtaralım” manşetli Nuhun Gemisi, siyasi mizah dergisinin yanısıra İstanbul Yüksek Tahsil Gençlik Derneği’nin çıkardığı ve şaire destek verdiği “Hür Gençlik” gazetesinin özel sayıları yer alıyor.

GÜN GEÇTİKÇE YAZI BOZULUYOR
Dosyanın belki de en önemli tıpkıbasımı ise şairin açlık grevindeyken tuttuğu notlar. Altı çizili olarak; “Sidik kokusu / koku / nabız çarpması / artıyor” cümleleriyle başlayan notlar gün geçtikçe okunmaz bir hal alıyor va “7’nci günden itibaren / doktor geliyor. Tenkiyeden / sonra tokluk hissi / grevi bozma teklirine / rağmen reddetmek / Müşterek yerde” satırlarıyla son buluyor.

YAYINCISI FAHRİ ARAL’DAN TIPKIBASIMIN ÖYKÜSÜ
İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları yönetmeni Fahri Aral dosyanın öyküsünü şöyle anlatıyor: Nâzım Hikmet’in Açlık Grevi Dosyası’nın hikâyesi, şairin açlık grevi sırasında “tutabildiği” notlarla başladı. Aslında bu notlar haklı olduğu bir dava için böyle bir eyleme başvurmuş bir kişinin ruh halini, fiziki durumunu çok insani ifadelerle dile getiriyor. Bu satırlarda ne bir aşırı yüceltme ne de bir mağduriyetin acılı izleri var. Son derece insani, son derece “sahih” ve doğa ifadeler…
Biz bundan sonra Memet Fuat’ın oğlu Kenan Bengü ve onun eşi Yeşim Bilge’yle beraber bu satırların etrafında bir dosya oluşturduk. Buna Piraye’ye yazdığı mektubu, aydınların imzalı dilekçelerini ve sadece açlık grevi sırasında yayınlanan Nâzım Hikmet dergisisn tam takımını ve Hür Gençlik ile Nuhun Gemisi dergilerinde tıpkı basım örneklerini koyduk. Ve tabii dosyaya olayı tüm ayrıntıları ile anlatan bir kitap da ekledik. Tüm bunlarla Türkiye’nin siyasal tarihinde bir ilk olan ve Nazım büyük cesareti ile sonuca vardırdığı açlık grevi eyleminin geniş bir tablosunu çizdiğimize inanıyoruz. Şahsen beni bu süreçte en çok etkileyen ve günlerce dilimden düşmeyen Nâzım’ın şu cümlesi her şeyi özetliyor: “MİLLETE VERDİĞİM AÇIK İSTİDAYA CANIMI PUL YERİNE KULLANIYORUM”. Burada “istida”nın dilekçe olduğunu ve eskiden dilekçelere pul yapıştırılmasının zorunlu olduğunu (15 krş. Damga Pulu ve 1 krş. Tayyare Pulu) da belirtmek gerekir.