BİR KATİL KURBANINI NEDEN MUMYALAR?

Boston’daki Crispin Müzesi, deposunda bulunan ve envanterlerine henüz kaydetmedikleri bütün eserleri düzenlerken son yılların en büyük buluşlarından biri gerçekleşir. Müzenin bodrumunda iki bin yaşında olduğu sanılan bir mumya keşfedilir. Bu keşif kamuoyunda büyük bir ilgi uyandırır ve üzerinde yapılacak testleri belgesel kanalları bile yakından takip eder. Yapılan ışın taraması sırasında tuhaf birtakım bulgular ortaya çıkar. Bayan X adı verilen mumyanın dişinde dolgu tedavisine rastlanmıştır. Bu her ne kadar eski Mısır’da da gerçekleştirilen bir uygulama olsa da bacak kemiğine girmiş “mermi”yi hiçbir Mısırbilimci açıklayamayacaktır. Çünkü Bayan X aslında iki bin yaşında değil, birkaç yıl önce öldürülüp eski tekniklerle mumyalanmış bir maktulden ibarettir. Olay büyük bir arkeolojik buluştan, gizemli bir caneyete döner. Bulunan başka deliller ve ölü bedenler, işin içinde arkeoloji eğitimi görmüş bir katil olduğunu göstermektedir. Bunu çözmek Detektif Jane Rizzoli ve adli tıp uzmanı Maura Isles’e düşecektir. Tess Gerritsen, çocukluğundan beri en büyük tutkusu olduğunu söylediği ‘mumya’ ve ‘arkeoloji’yi Ruh Koleksiyoncusu isimli romanında bir araya getirerek son sayfasına kadar sırlarını vermeyen bir polisiyeye imza atarken, artık bizden biri olan Rizzoli ve Islas ikilisiyle bizi yeniden buluşturuyor. Doğan Kitap tarafından yayınlanan kitabıyla ilgili olarak Tess Gerritsen’le konuştuk.  

—OYNAKBEYi—

  • Ruh Koleksiyoncusu romanınızda Bayan X olarak adlandırılan bir mumyanın incelenmesiyle başlıyor olaylar. Aslında “arkeolojik bir polisiye” diyebileceğimiz bir roman bu. Bu fikir nasıl ortaya çıktı?

Üniversitedeyken antropoloji okudum ve her zaman eski Mısır uygarlığını inceleyen bilim Egyptology (Mısırbilimi) ve arkeoloji ilgimi çekti. Mısır’a 3 kez gittim ve eski Mısır uygarlığını araştıran Mısırbilimcilerle mumyalama sanatı hakkında yazıştım. Bir mumyanın CT taramasını (X-ray ile yapılan tarama) izlemeye davet edilmiştim ve şöyle düşündüm: ya bizi şoke eden bir şey görürsek? Ya mumyanın bacağında bir kurşun varsa? Bu, durumu modern bir cinayet gizemi haline getirir. Peki ama bir katil neden kurbanını mumyalar? Bu soruları sorduktan sonra biraz daha detaylandırabileceğime inandım ve Ruh Koleksiyoncusu ile en sevdiğim konu olan arkeoloji hakkında yazma şansını elde ettim. Hattâ kimi zaman; mumyalar sinemada ve edebiyatta çokça kullanıldı, bu kitabı yazarken bundan dolayı bir tereddüt yaşayıp yaşamadığımı soranlar oluyor. Açıkçası hiç tereddüt etmedim. Belki asıl cevap burada; mumyalar hakkında okumaya bayılıyorum ve diğer okurların da onlar hakkında okumaktan hoşlanacağını biliyordum.

(Tes Gerritsen ve araştırma yapacak bilim adamları Shep-en-Min’in başında)

  • Kitapta bir mumyanın nasıl yapıldığından arkeologların mumya araştırmalarına, müzelerdeki mumya envanterinden tarih boyunca koleksiyonerlerin sebep olduğu mumya çılgınlığına hattâ “mumyanın laneti” esprisine bile açıklık getiriyorsunuz. Bu da geniş çaplı bir araştırma demek.

Çok doğru. Ama bunu sadece kitap için gerçekleştirdiğim bir araştırma süreci ile sınırlayamam. Küçük bir çocuk olduğum günlerden beri mumyalar hep ilgimi çekmiştir. Her zaman mumyalar hakkında bir şeyler okuyorum. Mısır’a ve dünyanın dört bir yanındaki müzelere ziyaretlerimde mumyalama süreci hakkında önemli ölçüde bilgi edindim. Eski Mısır uygarlığını araştıran bilimle ilgili pek çok kitap topladım. Mısır’a gittim. Hiyeroglifler hakkında temel bilgileri edindim. Bunun yanında 2008’de Shep-en-Min adı verilen mumyanın BT taramasına katıldım. Bu tabii özel izinle gerçekleşti ama hem çocukluğumdan beri ilgi duyduğum mumyaların nasıl incelendiğini yakından gördüm hem de kitabım için temel fikirleri ortaya çıkardı. Ayrıca başka arkeolojik tuhaflıklar hakkında da okudum: kafa küçültme ve bataklıklarda korunmuş olarak bulunan insanlar hakkında. Araştırma yaparken hiç bu kadar eğlenmemiştim. 

KAHRAMANLARIM KENDİ KİŞİLİKLERİNİ OLUŞTURUYORLAR

  • Isles-Rizzoli ikilisi “suç dünyasının” en güzel ve etkileyici ikilisi aslında. Bu iki karakteri yaratırken, gerçek hayattan ilham aldığınız birileri oldu mu?

Jane Rizzoli tanıdığım pek çok kadın polise benziyor. Onlar erkeklere ait olduğu düşünülen bir meslekte çalışan güçlü kadınlar ve sert ve agresif olmayı öğreniyorlar. Maura Isles ise daha çok benim gibi, bilim okumuş, sessiz ve çok mantıklı. İkisi zıt karakterler ve dostlukları alışılmadık görünüyor ancak birlikte çalışmayı ve birbirlerine saygı duymayı öğreniyorlar.

  • Isles ve Rizzoli, artık televizyon dizisi olarak da ekranlarda izleniyor. Sinema perdelerinde de görecek miyiz?

Ben sadece kitapları yazıyorum, dizinin kendine ait bir yazar takımı var ve televizyon için pek çok hikaye yazıyorlar. Ben sadece uzun yıllar önce “Adrift” adında bir televizyon filminin senaryosunu yazmıştım ve sonucunun ne olacağına dair tüm kontrole sahip olduğumdan kitap yazmayı daha çok sevdiğimi keşfettim. Jane ve Maura’nın sinemada görünüp görünmeyeceğini bilmiyorum ama umarım olur!

  • Rizzoli ve Isles ikilisi sadece sorunu çözen bir ikili gibi görünse de, zaman zaman onların özel hayatından kareleri de görüyoruz. Aşkları, aileleriyle olan ilişkileri… Rizzoli ve Isles ikilisinin hangi yönlerini seviyorsunuz?

Onların birbirinden bu kadar farklı hayatları olmasını seviyorum. Rizzoli şimdi evli, bir çocuğu ve onu uğraştıran ebeveynleri var. Bu açıdan işiyle ailesini aynı anda idare etmeye çalışan günümüzün modern kadınlarından pek de farklı değil. Maura ise yalnız, bağları olmayan bir kadın. Aslında hayatına girecek bir erkekle mutlu olmayı çok istiyor ancak işler onun için iyi gitmiyor. İki karakterin de hayatları her zaman bir kriz halinde ve onların mutlu olma çabaları benim gözümde onları ilginç kılıyor. Bunun yanında Mefisto Klübü romanından da hatırladığımız Sansone da karşımıza çıkıyor. Hatta, Sansone gelecek kitaplarda yine karşımıza çıkacak. Maura Isles’dan bariz şekilde hoşlanıyor ve ona daha yakın olmak istiyor. Onunla Maura arasında bir şey olacak mı emin değilim, ama gelecekte belki öğreniriz! Çünkü karakterler artık kendi kişiliklerini oluşturuyorlar ve en çok bunu seviyorum.

  • Romanın ilk sayfasından son sayfasına kadar “sır” açığa çıkmıyor. Dahası ilerledikçe yeni sırlar çıkıyor karşımıza… Bunu sağlamak için özel bir metodunuz var mı?

Özel bir metodum veya sırrım olduğunu sanmıyorum. Varsa da bilmiyorum! Sadece bir hikayeyi yazmaya başlıyorum ve onun beni nereye götüreceğini izliyorum. Kitaplarımı önceden planlamıyorum. Hikayenin beklenmedik yönlere gitmesini sağlayarak kendimi durmadan şaşırtmayı seviyorum. Gizemin ne şekilde çözüleceğini ben de ancak ilk taslağın sonuna geldiğimde öğreniyorum. Eğer kitabın sonu beni şaşırtırsa, okurlarımı da şaşırtır diye düşünüyorum. Ancak gerçek hayata baktığımız zaman durum kimi zaman biraz daha farklı. Her ne kadar pek çok sır sonunda keşfedilirse de hepsi açığa çıkmıyor! Cinayetler hakkında üzücü olan da bu. Pek çok cinayet asla çözülemez ve pek çok katil asla yakalanamaz.

KİTABI YAZDIKTAN SONRA

BENZER BİR OLAY OLDUĞUNU ÖĞRENDİM

Mumya cinayetini tamamen ben uydurdum. Fakat tuhaf şekilde, kitap yayınlandıktan bir süre sonra geçmişte bir cinayet kurbanının mumyalandığını bir arkeologdan öğrendim. O arkeologdan bir müze, satın alacağı bir kadın mumyası hakkında görüş bildirmesini istemişti. Kadının tüm dişleri çekilmişti -eski Mısır’da bu asla yapılmazdı. Kadının öldürüldüğünü ve katillerin kadının dişlerini, modern diş tedavisi yapıldığını gizlemek için çektiklerini anlamışlardı. Sonra kadını mumyalayıp müzeye satmaya çalışmışlardı. Yani aslında ben eşsiz bir hikaye yarattığımı düşünürken aslında gerçekten çok da uzak değilmişim!

Notes

  1. oynakbeyi posted this