SEÇİLMİŞLERE ORANLA ‘SEÇİLMEMİŞLER’ DAHA YARATICILAR

Tolkien’in unutulmaz eseri Yüzüklerin Efendisi’ni hepiniz bilirsiniz. Orta Dünya’nın kaderini değiştirecek güç yüzüklerinin en büyüğü yeniden ortaya çıkmıştır ve dövüldüğü alevlere geri dönmesi gerekmektedir. Bunun için ‘seçilmiş’ dokuz kişi ‘yüzük kardeşliği’nin birer ferdi olup yüzüğün ağırlığı altında büyük bir yolculuğa çıkıyorlardı. Amerikalı yazar Benjamin Parzybok ilk romanı Koltuk’ta buna benzer bir ‘koltuk kardeşliği’ kuruyor. Eskinin ‘hacker’ı, işsiz, asosyal ve iri kıyım Thom Bakker; biraz tembel, biraz üç kağıtçı Erik ve gördüğü garip rüyalardan kehanetler çıkaran amatör kâhin Tree.

Bu tamamen başarısız ve asla ‘seçilmemiş’ üçlü aslında birbiriyle sadece ev arkadaşlığı yapmak için bir araya gelmiştir. Ancak evlerinin salonundaki eski bir koltuk hayatlarını kökünden değiştirecektir. Feci bir su baskını sonrası evden taşınmak zorunda kalan üçlü, ellerinde koltuklarıyla yollara düşer. Yanlış okumadınız, koca bir koltukla yola düşmekten bahsediyoruz. Önce tahmin, sonra fark edecekleri üzere, ellerindeki koltuk mistik güçleri olan bir koltuktur ve Sauron’un yüzüğü gibi, doğduğu topraklara dönmek zorundadır. Seçilmemiş üçlünün görevi, okyanusları, dağları aşarak, koltuğu geldiği noktaya geri götürmektir. Portlant’tan Latin Amerika’ya uzanan eğlenceli ve bir o kadar da mistik bir yol hikâyesi, Koltuk’la ilgili olarak Benjamin Parzybok’la konuştuk.

—OYNAKBEYi—
- Son yılların belki de en etkileyici ‘seçilmemiş’lerinin hikâyesi Koltuk. Seçilmemişlerin ebedî başarısızlıklarını kaleme almak nereden aklınıza geldi?
Seçilmemişler üzerine yazma isteğimin ardında pek çok neden var, en azından özellikle bu üç seçilmemiş üzerine. Onların psikolojik açıdan daha ilginç olduğu düşüncesindeyim; yaratıcı ve uyumlular hayatta kalabilmeleri için böyle olmaları gerekiyordu. Onları tutan, bir yere bağlayan kurallar, sorumluluklar pek az; sosyal bağları ise ondan da az. Bu sayede pek çok fevkalade risk alabildiler; üstelik bazı durumlarda bunu yaptıklarının farkında bile değillerdi. Evrenin/ilham perilerinin/bir kanepenin/ya da artık her kim-ne ise, onları bu garip ve uyduruk görev için seçmiş olduğu düşüncesine inanmaları fikrini çok sevdim üstelik ilk bakışta bu görevin kendisi de son derece saçma ve kesinlikle kahramanca falan değil.

- Thom, Erik ve Tree aslında bir araya gelmesi imkansız tipler gibi görünüyor. Türkçede insanı tanımak için ikamet, ticaret veya seyahat edeceksin derler. Onlar koltuk sayesinde hepsini yapıyorlar?
Bu çok doğru bir söz ve bu üçü için de son derece uygun. Başlangıçta birbirlerini hiç tanımıyorlar. Kitabın ilk hali, Thom’un, Tree’nin yazdığı “Ev arkadaşı aranıyor” ilanını çözmeye uğraşmasıyla başlıyordu. Sanırım kitaptan, koltuğun bir çeşit çağrıda bulunduğu, sadece bu çağrıyı duyabilecek şekilde düzenlenmiş beyinlere hitaben bir zil çaldığı fikri çıkartılabilir. Ancak tabii şu da var: bunlar benim kafamda bir süredir yaşattığım karakterlerdi bu nedenle tahminen yazacağım her türlü kitapta yer bulacaklardı. Onların kaderini koltuk kadar ben de belirledim diyebiliriz.
- Thom’un internette yaptıklarına baktığımız zaman sizin biyografinize çok benzer özellikleri olduğu söylenebilir.
Evet, ben bir internet yazılımcısıyım ve kitabı yazarken, beynimin diğer yarısı olarak adlandırdığım bölümden yararlandım. Beynimin bir yarısı bir makineye daha yakın dururken, diğer bölümü insanlar ve/veya edebiyatla haşır neşir oluyor. Thom ara sıra SQL; yani, Yapılandırılmış Sorgu Dili’nde düşünüyor. Bu dil, veritabanlarına konuşmakta kullanılıyor. Düşünüyorum da, eğer Thom’la birlikte takılma imkanımız olsaydı, her ne kadar onun bilgi seviyesi benden kat be kat yüksek de olsa, onunla sohbet etmek benim için zevkli zevkli olurdu.
KOLTUK HAREKETSİZLİĞİ SEMBOLİZE EDER
- Romandaki koltuk, asla basit bir koltuk değil. Haliyle romanınızı okuyan bir insan da evindeki koltuğa eski gözüyle bakamayacak. Sizin için ne anlam ifade ediyor koltuk?
Ben de öyle olmasını umuyorum. Koltukları gerçekten çok severim. Bu soruları da birinin üzerinde uzanmış, bilgisayarımı dizlerimin üzerine koymuş bir şekilde yanıtlıyorum. Koltuklar pek çok rol üstlenebilirler ve bu yüzden de koltuklar üzerine oluşturulmuş birçok büyük mitoloji vardır. Örneğin koltuk menü (pijama-terlik-koltuk) başta gelir, internet üzerinde faaliyet gösteren 2,750,000’den fazla üyesi olan uluslararası bir misafirperverlik servisi olan Couch Surfing son yıllarda bunun bir uzantısı olarak sayılabilir. Üyeler couchsurfing.org web adresini kullanarak seyahatleri sırasında birbirlerine konaklama ya da rehberlik konularında destek olmaktadırlar. Bir de Freaud’dan bu yana süregelen koltuk üzeri terapi, sayılabilir.
Kitaptaki koltuğa esin kaynağı olan orijinal koltuk şu anda bodrumumda yıpranmakla meşgul; çocuklarım üzerinde oynuyor ve sanırım böylece onun gizemli lanetlerine maruz kalıyorlar. Koltuklar üzerine biraz araştırma yaptım, üzerine bir ton bir şeyi de ben uydurdum ancak benim için koltukların sembolize ettiği en önemli şey hareketsizliktir. Koltuklar, tepkisiz kalanların, harekete geçemeyenlerin ve bir değişiklik yaratabilme konusunda kendilerine olumsuz bakanların dinlenme alanıdır.
- Son yıllarda bazı arkadaşlarımın evine gittiğimde, salonunu veya odasını kimi Doğu öğretilerine göre dekore ettiğini, onlara göre yapmazsa odanın ağırlık noktasının değiştiğini veya buna benzer açıklamalarda bulunmuşlardı. Üçlünün koltuğunun da bir ağırlık merkezi, hattâ kendi iradesi var aslında. Siz de buna inanıyor musunuz?
Bu beni çok güldürdü, çünkü yakın zamanda ofis paylaştığım biri, cadde binamızı dik kesiyor diye pencereye dışarı doğru bakan bir ayna yerleştirmişti. Söylediğine göre böylelikle kötü enerjiyi geri yansıtıyordu gerçi frenleri patlamış bir arabaya karşı koruma sunar mıydı, orası şüpheli. Tüm bunlar bir yana, Feng Shui hakkında hiçbir şey bilmiyorum denebilir, ancak yine de kötü enerjiyi geri yansıtan bir aynamızın olması, fikren hoşuma da gitti. Kendi adıma, bu tip şeylerin doğru olma olasılığı, bunlara inanan insanların varlığı, hoşuma gitmiyor değil ancak yine de sonuçta bunlar benim için eğlencelik konular, bir kesinlikleri yok.

- Geride bıraktığımız yılda, ev arkadaşlarım ve ben, romanda anlatılana çok benzeyen bir koltukta gece yarılarına kadar oturup önce kendimizi, sonra memleketi, en sonunda da dünyayı kurtarıyor ve olduğumuz yerde sızıyorduk. Romanınızı bu kadar sevmemin sebeplerinden birisi de belki buydu. Sizin de bir koltuk ekseninde yaşadığınız buna benzer bir dönem / olay oldu mu?
İşte bu harika. Ve evet, böyle bir dönemim oldu; gerçi yakın zamanda bunu uyku tulumu ile yaptım. Bir kamp gezisi sırasında, gece uyku tulumu içinde yatıp, gökyüzünü seyrettim. Kim bilir, belki de bir sonraki kitabımın adı, Uyku Tulumu olacak.
- Türkiye’den bir okur olarak bunu sormazsam olmaz; çünkü romanda Pîrî Reis’e ve onun haritasına da değiniyorsunuz… Sanırım bu konuda da birtakım araştırmalar yaptınız…
Piri Resi’i, Charles Hapgood adlı bir yazarın kaleme aldığı “Maps of the Ancient Sea Kings” (Kadim Deniz Krallarının Haritaları) adlı kitaptan öğrendim. Hapgood, Piri Reis’in etkileyici haritalarında Antarktika gibi o sırada henüz keşfedilmemiş toprakların yer aldığı düşüncesindeydi. Ayrıca şundan da söz ediliyordu; harita, ancak boylam hesapları yapılarak ulaşılabilecek derecede gerçeğine birebir çizilmişti ki boylam hesaplamaları 18. yüzyıla kadar keşfedilmemişti. Bu haritalar beni adeta büyüledi. Doğru olsun olmasın, ben bir roman yazarıyım; türümüzün doğuşu üzerine gizemli hikâyeleri ve geçmişe gömülü hakkında bir şeyler bilelim, bilmeyelim pek çok medeniyetin olma olasılığını son derece büyüleyici buluyorum.

“HER ŞEY KENDİLİĞİNDEN OLDU”
Kitabın bazı bölümleri önceden planlı olsa da karakterleri çok önceden oluşturmuştum kafamda. Genelinde ise, başlangıçta her şeyi ben planlamıştım, ama romanın devamı kendi kendine geldi dersem daha doğru olur. Yazdığımı düşündüğüm kitap, yazma süreci içinde ciddi bir değişimden geçti. Yazmaya başladığımda kitap, medeniyetin başarısız olduğunu düşünen üç genç adam hakkındaydı; bu yüzden modern medeniyeti en iyi şekilde temsil ettiğini düşündükleri “koltuk”u, medeniyetin başlangıç noktası olan Ortadoğu’ya götüreceklerdi. Metaforik açıdan büyük boyutlarda bir aksiyona geçiyorlardı; pek çok açıdan toplumdaki kendi duruşlarına kesinlikle çok ters bir tepkiydi bu. Ancak kitabı yazma sürecinde Ekvator’a taşındım ve önceden gelmiş sayısız medeniyetin üzerine inşa edilmiş bir apartmanda yaşadım. Gerçekten sihirli bir süreçti bu ve bu yüzden kitabın gerek duygusu, gerekse gittiği yön değişti. Bu noktaya değindikten sonra şunu söyleyeyim ki, bu durum bence roman yazmanın en şaşırtıcı ve en eğlenceli yanlarından biri, çünkü fikirlerimin çoğu bizzat yazma anında aklıma geldi ve çoğu da, kendime önceden saf saf çıkarmış olduğum taslak çerçeveyi tamamen alt üst etti.
“KOLTUK ÖNCE BENİ SONRA KAHRAMANLARIMI GÖRÜNÜR KILDI”
Birkaç yıl önce, Tayvan’dan Portland-Oregon’a daha yeni taşınmışken, karımla ikinci el eşyalar satan bir mağazadan bir koltuk satın almıştık. Mağaza evimizden 14 sokaklık bir mesafedeydi. O zamanlar pek paramız yoktu, arabamız da yoktu. Biz de mecburen koltuğu eve kadar elimizde taşımaya karar verdik. Mağaza ile evimiz arasında, kentin alışveriş merkezi sayılabilecek çok şık bir mahalle yer alıyordu; buradan ne zaman geçsek, kendimizi hep yeterinde şık giyinmemiş hissederdik. Koltuk ağırdı. Durup dinlenmeden önce, ki bu da genelde koltuğu yere bırakıp üzerine oturarak oluyordu, bir sokağın dörtte üçünü ancak aşabiliyorduk. Sihir işte bu noktada devreye girdi. Mağazaya yürürken kimse bizim farkımızda değildi; adeta görünmezdik. Ancak eve dönerken herkes bir tür performans gösterisi yaptığımızı sandı. Durdular, bizimle şakalaştılar, yardım teklif ettiler ya da onlar da koltuğa oturmak istediler. Arabalar yanımıza yanaştı, insanlar pencerelerden başlarını uzayıp bizimle sohbet etti. Bir anda kaynaştık; bize yaklaşmaktan çekinmediler. Bir objeyi taşımak gibi son derece basit bir aktivite yaparak toplumdaki yerinizi değiştirebiliyor oluşunuz, fikren gerçekten hoşuma gitti. Koltuk beni ve kahramanlarımı görünür kıldı. Bunun, karakterlerimi koltuğu taşımaya ikna etmek için çok güzel bir yol olduğunu düşündüm. Onlar dışlanmış tiplerdi ve böylesi anlık bir popülarite, onları şaşırtacak, ilgilerini çekecek ve hoşlarına gidecekti. Koltuğun da yolda olduğu bir yol hikâyesi fikri temelde buradan geliyordu.

“ROMANIN KAHRAMANI THOM’UN SİTESİ GERÇEKTE DE VAR”
Thom’un internet sitesi http://sanchopanchez.net adresi gerçekten kullanıma açık bir site… Oraya girdiğiniz zaman romanda anlatılan koltuk sizi karşılıyor. Üçlünün koltuk eşliğinde yaptığı gezinin orijinali olan ve benim kendi Ekvador gezimden fotoğraflar var. Kitabın daha farklı bir halini, o geziden birkaç yıl önce kafamda hayal etmiştim ancak ilk taslağı olduğu gibi Ekvador’dayken yazdım. Sonuçta, herhalde tüm diğer yazarlarında da yaptığı gibi, kitaba kendi hayatımdan pek çok parça yerleştirdim özellikle de o geziden yararlandım ve metne ekledim. And Dağlarında hayli zorlu bir yürüyüşe katıldım ve sadece bir eşek üzerinde gidilebilen bazı köyleri ziyaret ettim. Orada çok muhteşem insanlarla karşılaştım. 4200 metrelik rakımda, yerel içkiden bolca tattıktan ve köy halkıyla bolca eğlendikten sonra voleybol oynamaya da çalıştım gerçi bunlar Allah’tan kitapta yer almadı.


(Parzybok’un Ekvador gezisinden iki kare…)