İLAÇTAN KOZMETİĞE PARFÜMÜN DANSI

Şöyle bir durup düşündüğünüzde, son yıllarda bütün eczanelerin adeta kozmetik mağazalarına döndüğünü göreceksiniz. Herhangi bir rahatsızlığınız için gittiğiniz eczanelerde ilaçtan çok cilt bakım setleri, saç bakım kürleri, deodorantlar, vücut sıkılaştırıcıları, kırışıklık gidericiler… karşımıza çıkıyor. Sağlık ile güzel görünüm birbirine karışmış gibi gelse de, aslında mesele “her şeyin aslına rücu etmesi”nden ibaret. Yani ilaç ve kozmetik en başından beri bir aradaydılar!

Günümüzde istisnasız herkes, sadece özel bir yere veya etkinliğe giderken değil gündelik yaşantısında bile görünümüne dikkat etmek ve bakımlı görünmek zorunda. Belki yazılı bir kural yok ama binlerce yıllık birikimin sonunda herkesin uyum gösterdiği bir hal almış gibi duruyor. Bakımlı olmanın (ki tarihte sağlıklı olmakla bakımlılık aynıymış) yahut “temiz” hissi uyandırmanın en birinci ve kolay yolu güzel kokmaktan geçiyor! Bu ihtiyaç sadece günümüz insanları için değil, binlerce yıl öncesinde yaşamış insanlara kadar uzanıyor. En başından beri insanlar bir başkasını etkilemek için, kendine âşık etmek için, düşmanını etkisiz hale getirmek için, belki öldürmek için en azından statüsünü belli etmek için kokunun etkisinden faydalanıyorlar. Tarihi aslında sağlıklı olmak için bir araya getirilen şifalı bitkilere, ilaçlara dolayısıyla eczacılığa dayanan daha sonra kendi kaderini çizen kozmetik ve kozmetiğin en bilinen alanı parfüm endüstrisi, yine binlerce yıl öncesine dayanıyor.
Peki toprak kaplarda ezilen bitkilerden, kristal şişelere gelene kadar nasıl bir yolculuk geçti parfüm’ün başından? Daha önce Kimya Tarihi, Fiziğin Kültürel Tarihi, Kağıt ve Matbaanın Tarihi, Tekstil ve Giyim Kuyamın Tarihi, Gündelik Yaşam ve Eğlence Kültürünün Tarihi, Tıbbın Gizemli Tarihi gibi kültür tarihi araştırmalarına imza atan Prof.Dr. Zeki Tez son kitabı, İlaç ve Parfümün Sihirli Dünyası’nda eczacılık, güzel kokular ve kozmetiğin tarih sayfalarındaki izini sürüyor. İlaç ve parfümün kültür tarihindeki yerini ve insanlık kadar eskiye dayanan geçmişini aktarıyor. Kitaptan bazı bölümler…

  • Mısırlılar sabun kullanır mıydı?

Büyük bir medeniyete imza atan ve hakkında hâlâ onlarca teori bulunan Mısır medeniyeti eczacılık ve güzel kokuda da bilgi sahibiydiler. Mısırlıların sabun kullanıp kullanmadıkları konusu tartışmalıdır. Mısırlılar çok temiz bir halktı. Rahipler başlarını her gün, tüm bedenlerini ise üç günde bir yıkarlardı. Sabunun kullanıldığı kabul edilirse, bunu saponin içeren bitkilerden sağladıkları ya da acı göllerden elde ettikleri sodyum karbonat ile bitkisel ya da hayvansal yağları kaynatarak ürettikleri düşünülebilir.
Eski Mısırlı kadınlar ve erkekler göz çevresindeki bölgeyi ‘mesdemet’ dedikleri ve hayvansal yağla akıcılaştırdıkları rastıktaşı ile siyaha boyuyorlardı. Bu sözcük Arapçaya ‘ithmid’, Yunancaya ‘stimmi’ şekillerinde geçmiş ve Latincede antimon elementinin adı olarak ‘stibum’ şeklinde yer almıştır. Aynı anlamda, Akkadca ‘guhl’ sözcüğü olan Arapça ‘el-kuhl’ ya da Almanca ‘kohl’ sözcükleri ‘ince toz’ anlamına gelmekte ve Arapça ‘gözleri boyamak’ anlamına gelen ‘kahala’ sözcüğünün de bundan türediği sanılmaktadır.

  • İslam dünyasında kullanılan şifalı bitkiler

Güz çiğdemi (acı çiğdem): İlk olarak el-Bîrûnî ve İbn Sina tarafından şifa aracı olarak kullanılmıştır. Antik hekimler ise Hermes’in parmağı adını verdikleri bu bitkinin yalnızca zehirli olduğundan söz etmişlerdir. Arap hekimler ise özellikle, eklem, karaciğer ve dalak rahatsızlıklarına karşı kullanmışlardır.
Havlıcan: İbn Sina havlıcanın çeşitlerini betimlemiş ve onu mide ilacı, sancı giderici ve afrodizyak olarak övmüştür.
Kâfur: İbn Sina ve Serapion kâfuru safra ateşi ve akciğer iltihabında serinletici araç olarak betimlemiş; daha da önemlisi damla hastalığı, romatizma ve kulak rahatsızlıklarında merhem olarak ve aynı zamanda cinsel azgınlığı baskılamak için önermişlerdir.
Karahindiba:Karahindibanın tansiyon yüksekliğine, damar tıkanıklığına, karaciğer iltihaplarına ve sarılığa karşı şifalı olduğu belirtilir.
Sinameki yaprağı ve kabuğu: Sinameki bir Arap eczasıdır ve kullanımı Hz. Muhammed tarafından önerilmiştir. Hekim el-Kindî, sinamekinin kutsal kent Mekke’de ortaya çıktığını yazmış ve deri hastalıklarında, sarada ve bağırsaklar yoluyla bedenin temizlenmesinde önermiştir.

  • Mısır’dan Fransa’ya “duman yoluyla”

Bugünkü anlamda yüzde 7-15 alkol içeren güzel ve zengin kokulu ecza karışımlı çözeltiler olan “parfüm”ler antikçağ’da tanınmışordu. Parfüm’e ilişkin ‘per fumum’ ya da ‘per fumare’ (duman yoluyla) şeklinde Latince niteleme, koku üretiminin kökensel yöntemini vermektedir. İlk parfümler katı eczalar halindeki tütsüler olup örneğin kızgın odun kömürü üzerinde ısıtılarak istenen koku açığa çıkarılıyordu.(…)
Parfüm üretimi Eski Mısır’da başlamış, Hindistan ve Çin’e yayılmış. Eski Mısır papirüslerinden öğrenildiğine göre Mısırlı dansözler dans ederken, bedenleri güzel koksun diye parfümlü krem kullanırlardı. İçin için yanan kimi bitkilerin çevreye güzel kokular yaydığını gözlemleyen insan, değişik bitkileri yakarak koku elde etmeyi öğrenmiştir. İlerleyen zamanda bu metodlar Eski Romalılar tarafından geliştirilmiş, daha sonra da Avrupa’da başta Fransa ve İtalya parfüm üretiminin iki önemli merkezi haline gelmiştir. Yeryüzündeki yaklaşık 100 bin bitki türünden yaklaşık 1700’ü uçucu yağ içerir ve bunlardan 600 kadarı sık, 100-200 kadarı da ender olarak parfüm hazırlanmasında kullanılmaktadır.

  • Tarih çağları / Parfüm çağları

Avrupa’da parfümün yeniden yaygınlaşmasında İslâm dünyasının etkisi büyüktür. Haçlı Seferleri sırasında. kendilerinden daha temiz ve güzel kokan insanlarla karşılaşan Avrupalı askerlerde yeniden banyo ve parfüm isteği oluşmuş, geri dönerlerken kadınlarına egzotik kokular, kendileri için de gül suyu götürmüş ve Doğu Akdeniz kıyılarında gördükleri hamamlardan inşa etmişlerdir. (…) Yıkanmayla koku kullanımının tarih boşunca bir ilişkisi olmuştur. Örneğin Eskiçağ’da erkekler “temiz ve parfümlü”, Karanlık Ortaçağ’da “pis ve parfümsüz”, Ortaçağ’dan 17. yüzyıla kadar olan dönemde “pis ve parfümlü”, 19. yüzyılda “temiz ve parfümsüz”, nihayet İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yeniden “temiz ve parfümlü” olmuşlardır.

  • Parfümlü eldiven modası

Parfümlü eldiven modasını Floransalı prensler getirmiştir. Floransa sarayında köpekler ve kadırlara varıncaya dek her şey kokulandırılıyordu. Cosimo de’ Medici, kendi damıtma atölyesinde ürettiği esansları kullanıyordu. Yüksek sosyetenin eğitimli kadınlarından Martua Markizi İsabella d’este’nin kullandığı kokulu eldivenlerin ünü Fransa’ya kadar ulaşmıştı. Signora İsabella Cortese’nin 1574’te Venedik’te yayımlanan Büyük Hanımların TUvalet Gizleri adlı eseri Almancaya bile çevrilmişti. 16. yüzyıl ortalarında İtalyan Mauritius Frangipani, kendi adıyla anılan bir eldiven kokusu hazırlamış ve ‘Frangipani’ Rokoko döneminin en sevilen parfümünün adı olmuştur.

  • Parfümde bile Medici etkisi

Floransalı soylu hanımlar genç yaşlarından itibaren parfüm sanatına düşkün ve yetenekli idiler. Sonradan Fransa kraliçesi olan Floransalı Catherine de’Medici, daha sonra Fransa Kralı olan Orleans Dükü II. Henri ile evlenmek üzere 1533 yılında Paris’e gittiğinde yanında parfüm ve zehirler konusunda uzman Tombarelli ve Renato Bianco’yu da götürmüştü. Catherine de’Medici’nin astrologu ünlü Nostradamus ise kehanetlerde bulunmak için tütsü ve dumanlardan yararlanmaktaydı. (…) O dönemde moda etkisiyle yüksek tabakadan insanlar parfüm edilmiş mendil ve eldivenler kullanıyorlardı. Catherine de’Medici’nin Floransa’dan Fransaya getirdiği parfümcü ustası Rene le Frentin, yalnızca kokulardan değil, zehirlerden de iyi anlıyordu ve Cahterine, zehirli parfümlerle kokulandırılmış eldivenlerden yararlanarak kimi düşmanlarını devre dışı bırakmaktaydı. O sıralar Paris kenti açık bir lağım durumundaydı ve başta saray olmak üzere bütün kent, dayanılmaz kokular yayıyordu. Bu kokulardan kurtulmak için parfümü vazgeçilmez bir çare olarak gören Fransızlar için bu yeni kraliçe ve yanında getirdiği kalabalık parfümcü grubu, bulunmaz bir nimetti ve böylece parfümün merkezi İtalya’dan Paris’e taşınmış oldu.

Notes

  1. oynakbeyi posted this